<?xml version="1.0" encoding="iso-8859-9"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Edebiyat Dersleri İçin Kaynak Site   -- | Eğitim|  Tartışma | Edebiyat | Şair Ve Yazarlar | Deyimler Ve Atasözleri | Edebi Türler | Türk Ve Dünya Edebiyatı | Türk Büyükleri | Ödevler | Eğitim | Lise Sınıfları 9 10 11 | Sınavlar, Testler | Şiirler, Düz Yazılar |  Atatürk Köşesi |  Şiirler | Sunular, Videolar |  Kitaplar |  Ders Notları Paylaşımı | Eğlence Köşesi | Serbest Kürsü |---  - Tüm Forumlar]]></title>
		<link>http://www.edebiyatufuklari.net/</link>
		<description><![CDATA[Edebiyat Dersleri İçin Kaynak Site   -- | Eğitim|  Tartışma | Edebiyat | Şair Ve Yazarlar | Deyimler Ve Atasözleri | Edebi Türler | Türk Ve Dünya Edebiyatı | Türk Büyükleri | Ödevler | Eğitim | Lise Sınıfları 9 10 11 | Sınavlar, Testler | Şiirler, Düz Yazılar |  Atatürk Köşesi |  Şiirler | Sunular, Videolar |  Kitaplar |  Ders Notları Paylaşımı | Eğlence Köşesi | Serbest Kürsü |---  - http://www.edebiyatufuklari.net]]></description>
		<pubDate>Fri, 08 Aug 2008 03:36:57 +0300</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[AĞRI DAĞINA SESLENİŞ...*-Rıfat ARAZ]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1323</link>
			<pubDate>Thu, 26 Jun 2008 15:29:05 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1323</guid>
			<description><![CDATA[AĞRI DAĞINA SESLENİŞ*<br />
<br />
Ey yeşil bir ovanın, bağrından yükselen dağ!...<br />
Gök, seninle paylaşmış sevincin, yasını!..<br />
Gönlümü o uhrevî heybetinle çelen dağ;<br />
Sevdâlı gül elinde, bulduk haslar hasını!..<br />
<br />
İçimizde bir aşkın ne şirin özlemi var.<br />
Nevruz çiçeklerinde, renklerin ihtişâmı!..<br />
Bezm-i elest&#8217;ten gelen, bir ahtın elemi var;<br />
Ömre şahit eyledik, solgun yüzlü akşamı!..<br />
<br />
Ey beni dosta çeken, korku ve umut dağı!...<br />
Hasretin cemresidir, başımda tüten efkâr...<br />
Yeryüzünü göklere bağlayan hudut dağı;<br />
Gönlümde lâv misâli kaynayan dalgalar var!..<br />
<br />
Kuş uçmaz, kervan geçmez, başından düştü tacım.<br />
Yakup manastırında, can ayrıldı eşinden!.. <br />
Hasret içimde büyür, çağlar var dinmez acım;<br />
Dağ vurdun yüreğime, yalnızlık ateşinden!..<br />
<br />
Aras&#8217;ın nağmesiyle, söken her şafağında;<br />
Tutuşan duyguların Hazar&#8217;da çalkalanır!..<br />
Hızır-İlyas gezinen taşında, toprağında;<br />
Yeşil otlar göğerir, gonca gül halkalanır!..<br />
<br />
Bazen bir deli poyraz eser, geçer başından;<br />
Koparıp yırtmak ister, o nûrdan duvağını!..<br />
Ta ezelden birliğe inanan her taşından;<br />
Yükselen od eritmiş, Zerdüşt &#8216;ün ocağını!..<br />
<br />
Şafaklarda kanayan karanfil, Aslı Han &#8217;mı?!... <br />
Tar &#8216;ının tellerinde, tutuştu bizim eller!.. <br />
Çektiğimiz her çile, bir ezelî fermân mı?<br />
Ceylan gözlü Sara&#8217;mı apardı kanlı seller!...<br />
<br />
Ey uykuyu gözüne haram eyleyen anne!...<br />
Anlat Kaçak Nebi&#8217; yi, Köroğlu&#8217; nu, Oğuz&#8217;u&#8230;<br />
Dedem Korkut yurduna, dirlik dileyen anne;<br />
Er gerektir kurtara, tutsak düşen Uruz&#8217; u!..<br />
<br />
Kimi ortak eyledin, Mecnun&#8217; un feryâdına!?..<br />
Eteğinde gül ova, gülleri ince, nârin!..<br />
Mersiyeler okunur, peygamber evlâdına;<br />
Duâlar kadar içli, duâlar kadar derin!...<br />
<br />
Sen canı kurban deyip, baş üstünde yer verdin;<br />
Tufan dalgalarında, nûr yüklü bulutlara!..<br />
Sen engin yüreğinden gül derdin, lale derdin;<br />
Merhem eyledin sürdün, kanayan umutlara!...<br />
<br />
Ey hasret gemisini, göklere bağlayan dağ!...<br />
Çektiğin her çilede, benim de bir payım var&#8230;<br />
Öz derdinden el çekip dertlere ağlayan dağ;<br />
İshâk öten tepende, bir garip sarayım var!...<br />
<br />
Ey bana sonsuzluğun, tadını tattıran dağ!...<br />
Başında nazlı hilâl, niyâzda iki büklüm&#8230;<br />
Gökler derinliğince, cana can kattıran dağ;<br />
Öteler ötesinden gel diyor, sonsuz ölüm!...<br />
<br />
Ey hakîkat yolunda bağrına, taş bağlayan!<br />
İhrama bürünmüşsün, erenler durağında!.. <br />
Odlar yanan bağrında, âh çeken, kan ağlayan;<br />
Göklere kanat açtın, bir sabrın doruğunda!...<br />
<br />
Varsın garip başında kar olsun, tipi olsun;<br />
Billûr pınarlarından kaynıyor âb-ı hayat!..<br />
Yadigârındır bana, mavi gök bende kalsın; <br />
Elvedâ, heybetiyle büyüdüğüm kâinat!...<br />
               ______________<br />
<br />
              *Türk Edebiyatı Dergisinin, Ağustos 2000 sayısında da yayınlanan bu şiir, Şair Nüzhet ERMAN&#8217;ın anısına düzenlenen Türkiye genelindeki yarışmada, birinciliği  başka bir şairin şiiriyle paylaşmıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[AĞRI DAĞINA SESLENİŞ*<br />
<br />
Ey yeşil bir ovanın, bağrından yükselen dağ!...<br />
Gök, seninle paylaşmış sevincin, yasını!..<br />
Gönlümü o uhrevî heybetinle çelen dağ;<br />
Sevdâlı gül elinde, bulduk haslar hasını!..<br />
<br />
İçimizde bir aşkın ne şirin özlemi var.<br />
Nevruz çiçeklerinde, renklerin ihtişâmı!..<br />
Bezm-i elest&#8217;ten gelen, bir ahtın elemi var;<br />
Ömre şahit eyledik, solgun yüzlü akşamı!..<br />
<br />
Ey beni dosta çeken, korku ve umut dağı!...<br />
Hasretin cemresidir, başımda tüten efkâr...<br />
Yeryüzünü göklere bağlayan hudut dağı;<br />
Gönlümde lâv misâli kaynayan dalgalar var!..<br />
<br />
Kuş uçmaz, kervan geçmez, başından düştü tacım.<br />
Yakup manastırında, can ayrıldı eşinden!.. <br />
Hasret içimde büyür, çağlar var dinmez acım;<br />
Dağ vurdun yüreğime, yalnızlık ateşinden!..<br />
<br />
Aras&#8217;ın nağmesiyle, söken her şafağında;<br />
Tutuşan duyguların Hazar&#8217;da çalkalanır!..<br />
Hızır-İlyas gezinen taşında, toprağında;<br />
Yeşil otlar göğerir, gonca gül halkalanır!..<br />
<br />
Bazen bir deli poyraz eser, geçer başından;<br />
Koparıp yırtmak ister, o nûrdan duvağını!..<br />
Ta ezelden birliğe inanan her taşından;<br />
Yükselen od eritmiş, Zerdüşt &#8216;ün ocağını!..<br />
<br />
Şafaklarda kanayan karanfil, Aslı Han &#8217;mı?!... <br />
Tar &#8216;ının tellerinde, tutuştu bizim eller!.. <br />
Çektiğimiz her çile, bir ezelî fermân mı?<br />
Ceylan gözlü Sara&#8217;mı apardı kanlı seller!...<br />
<br />
Ey uykuyu gözüne haram eyleyen anne!...<br />
Anlat Kaçak Nebi&#8217; yi, Köroğlu&#8217; nu, Oğuz&#8217;u&#8230;<br />
Dedem Korkut yurduna, dirlik dileyen anne;<br />
Er gerektir kurtara, tutsak düşen Uruz&#8217; u!..<br />
<br />
Kimi ortak eyledin, Mecnun&#8217; un feryâdına!?..<br />
Eteğinde gül ova, gülleri ince, nârin!..<br />
Mersiyeler okunur, peygamber evlâdına;<br />
Duâlar kadar içli, duâlar kadar derin!...<br />
<br />
Sen canı kurban deyip, baş üstünde yer verdin;<br />
Tufan dalgalarında, nûr yüklü bulutlara!..<br />
Sen engin yüreğinden gül derdin, lale derdin;<br />
Merhem eyledin sürdün, kanayan umutlara!...<br />
<br />
Ey hasret gemisini, göklere bağlayan dağ!...<br />
Çektiğin her çilede, benim de bir payım var&#8230;<br />
Öz derdinden el çekip dertlere ağlayan dağ;<br />
İshâk öten tepende, bir garip sarayım var!...<br />
<br />
Ey bana sonsuzluğun, tadını tattıran dağ!...<br />
Başında nazlı hilâl, niyâzda iki büklüm&#8230;<br />
Gökler derinliğince, cana can kattıran dağ;<br />
Öteler ötesinden gel diyor, sonsuz ölüm!...<br />
<br />
Ey hakîkat yolunda bağrına, taş bağlayan!<br />
İhrama bürünmüşsün, erenler durağında!.. <br />
Odlar yanan bağrında, âh çeken, kan ağlayan;<br />
Göklere kanat açtın, bir sabrın doruğunda!...<br />
<br />
Varsın garip başında kar olsun, tipi olsun;<br />
Billûr pınarlarından kaynıyor âb-ı hayat!..<br />
Yadigârındır bana, mavi gök bende kalsın; <br />
Elvedâ, heybetiyle büyüdüğüm kâinat!...<br />
               ______________<br />
<br />
              *Türk Edebiyatı Dergisinin, Ağustos 2000 sayısında da yayınlanan bu şiir, Şair Nüzhet ERMAN&#8217;ın anısına düzenlenen Türkiye genelindeki yarışmada, birinciliği  başka bir şairin şiiriyle paylaşmıştır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Rıfat ARAZ-Hayatı, Şiirleri]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1322</link>
			<pubDate>Thu, 26 Jun 2008 15:25:53 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1322</guid>
			<description><![CDATA[Rıfat ARAZ<br />
<br />
Şair ve yazar. 27 Ocak 1949, Erciş / Van doğumlu. İlkokulu Iğdır&#8217;da, liseyi Kars ve Ağrı&#8217;da tamamladı. Atatürk Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (1976) mezunu. Gazi Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü&#8217;nde yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamlayarak  Halk Edebiyatı Uzmanı oldu (1992) Yüksek öğrenim öncesi Iğdır, Manisa ve Erzurum&#8217;da ilkokul öğretmeni ve idareci olarak çalıştı (1968-72); daha sonra Elazığ liseleri ve Elazığ Eğitim Enstitüsü&#8217;nde, Ankara Çubuk Lisesi, Hasanoğlan Öğretmen Lisesinde okul müdürlükleri görevinde bulundu (1976-1988). Halen Ankara&#8217;da ikâmet etmekte ve MEB&#8217;da  Bakanlık Başmüfettiş olarak görev yapmaktadır.<br />
<br />
Yazı ve şiirleri Erdem, Bilge ve Bizim Külliye dergileri başta olmak üzere Türk Edebiyatı, (Töre), (Divan), Berceste, Yüzakı, Türk Dili, Çınar, Anadolu Çınar, Azerbaycan, Yağmur, Somuncu Baba, Altınoluk, Sızıntı, Kümbet, Hazan, Yeni Güneysu, İslamî Edebiyat, Simav, Bizim Ece, Karınca, Maki, Kervan, Hedef, Millî Eğitim, vd dergiler ile Gündüz ve Kurultay gazeteleri ile on antolojide yer aldı.<br />
<br />
 İlk şiiri, 1976 yılında Türk Edebiyatı yayımlandı. Çınar Kültür ve Sanat Dergisince  &#8220;Osmanlının 700. Kuruluş Yıldönümü&#8221; münasebetiyle düzenlenen Türkiye genelindeki şiir yarışmasında &#8220;Yeşeren Dallar&#8221; adlı şiiriyle üçüncülük ödülüne; 2000 Yılında İLESAM, Atatürk Kültür Merkezi ve ailesi tarafından Şair Nüzhet ERMAN anısına düzenlenen Türkiye genelindeki şiir yarışmasında  &#8220; Ağrı Dağına Sesleniş&#8221; adlı şiiriyle birincilik ödülüne; 2002 Yılında Isparta Göller Bölesi Şairler Derneğince açılan Türkiye genelindeki &#8220;serbest konulu&#8221; şiir yarışmasında &#8220;Kan Ağlayan Gül&#8221;  şiiriyle  birincilik ödülüne; 2003 Yılında Kütahya / Simav Anadolu Dergisince açılan Türkiye genelindeki şiir yarışmasında &#8220;Bursa&#8217;ya Sesleniş&#8221; adlı şiiriyle birincilik ödülüne; Kayseri&#8217;de yayınlanan Berceste Dergisince, Türkiye genelinde 2005 yılında açılan &#8220;Na&#8217;t konulu şiir yarışmasında, &#8220;Na&#8217;t&#8221; başlıklı şiiriyle birincilik ödülüne; 2008 yılında İstanbul Kubader Vakfı tarafından Türkiye genelinde düzenlenen &#8220;Peygamberimize Adanmış Şiirler&#8221; yarışmasında &#8220;Seni Andım Efendim&#8221; adlı şiiriyle birincilik ödülüne layık görüldü. Türkiye&#8217;nin muhtelif illerinde düzenlenmekte olan &#8220;Şiir Akşamları&#8221;na ayrıca, her yıl Elazığ&#8217;da Uluslararası seviyede yürütülen ve XI.&#8217;si Azerbaycan&#8217;ın  başkenti Bakü&#8217;de  düzenlenen &#8220;Hazar Şiir Akşamları&#8221;na Türkiye&#8217;den şâir olarak katıldı.<br />
<br />
 &#8220;R. Araz, hecenin bütün kurallarını ve kalıplarını bilen bir edebiyat öğretmeni, bunun yüksek eğitimini almış edebiyat doktorudur. Vezne hakimiyeti, âhenkteki başarısı buradan gelmektedir. Yer yer didaktizmin hissedildiği mısraları görmezden gelerek kendi ikliminde hür kanat çırpışını, his ve hayalini fikir kazanında kaynatışını dikkate alarak denilebilir ki: Şiir, örtülenmiş ifade, söylenmişi söylenmemişe taşıyan söyleyiştir.&#8221; (Prof.Dr. Sadık Tural)<br />
<br />
&#8220;Bu şiirler için, Yediyüzyıl sonra, &#8220; Yûnus Bahçesinde Açan Gül &#8220;bile diyebilirim. Sonsuzluğa Adanan Ömür&#8217;de, Siyasetten, İdeolojiden, günlük dedikodulardan uzak dingin bir inanmış rûhun insanın rûhuna inşirah veren seslenişleri yer almakta. Bu şiirler insanı mâsivâdan mâverâya doğru huzur dolu, güven dolu, mutluluk dolu, uzun bir yolculuğa çıkarmaktadır. Bu şiirler Çağdaş Türk Edebiyatının Tasavvuf Şiirleridir. Yeni bir dinî ve Tasavvufî hassasiyetin güzel verimleridir. Çağdaşımız olan bir Yûnus Emre&#8217;nin şiirleridir. Bu çağın Yûnus&#8217;unun ne kadar çok ilim, kültür ve hüner bilmesi, edinmesi gerekiyorsa Rıfat ARAZ&#8217;da bunların hepsi hakkıyla bulunmaktadır. Bu bakımdan bu şiirler, tıpkı Yûnus&#8217;unkilerde olduğu gibi hem halk, hem de aydınlar tarafından sevilerek okunacak kırattadır. Böylece bugünkü Türk Şiirinin handikaplarından da kendisini kurtarmış görünmektedir.&#8221;(Bekir Oğuzbaşaran)<br />
<br />
 &#8220;Rıfat Araz, şiiri ilahî bir menzile ulaşma çabası olarak görür. Bu menzile ulaşmak için çıktığı yolculukta yalnızdır şâir, yedeğinde sadece şiiri vardır. Bu nedenle şiirlerindeki kararlı çıkış, sığ sulardan çıkış değildir. O mısralarını derinlerden süzerek, karmaşık olanı imbikten geçirerek bize yerli yerinde bir duruş ile sunar...&#8221;( Ömer KAZAZOĞLU)<br />
<br />
&#8220;Rıfat Araz&#8217;ın Şiiri, kendi şiiridir. Kendisini çeşitli yayın organlarında okumuş ve kendi duygularıma yakın bulmuştum. Onu, Nât yarışmasındaki şiiriyle daha bir sevdim. Çünkü taklidi yoktu. Bu yarışmaya, kendi duygu harmanındaki mahsulü toplayıp göndermişti&#8230; Yedi jüri üyesi de ona birincilik vermişti. Bu, bir şair için az bir başarı değildir. Bazen şiirini iki defa okurum, bu onun şiirinden aldığım hazzın işaretidir. Rıfat Araz, aslında böyle takdim ve tanıtma yazılarına ihtiyaç duyacak bir şair değildir. Onun, şiiriyle ayakta duracağına ve yarınımızın gönül coğrafyasında yerini alacağına inanıyorum&#8230;&#8221;( Muhsin İlyas SUBAŞI)	<br />
 <br />
&#8220;Rıfat Araz&#8217;ın şiirlerini okurken insan, sanki yıllardır suya hasret kalmış toprağın coşkusunu yaşıyor. Çoğu insanın diline peleseng ettiği &#8220;şiir iklimi&#8221; ibaresi olsa olsa işte budur diye düşünüyorum. Bu özelliğiyle  Rıfat Araz&#8217;ın edebiyatımızda  hak ettiği yeri alacağına da şüphem yoktur.&#8221; (Doç. Dr. Doğan KAYA)<br />
<br />
&#8220;Rıfat Araz inançlı, gelecek için baktığı nokta veya noktaların netliğiyle ilgilenen bir imza. Bu netlikleri görebilen bir şair&#8230;&#8221;( Dr. İsa KAYACAN) <br />
<br />
&#8220;&#8230;Şiirlerini okurken &#8220;İlahi Aşk&#8221; ateşinin bir ruhu nasıl tutuşturduğuna ve o ruhun vecd halindeki söyleyişine tanıklık ederiz. Araz&#8217;ın şiiri, Allah&#8217;ı tanımanın, bilmenin ve o varlığın önünde secde etmenin şiiridir. Bu coşkunluk ve aşkla söylediği şiirinde, kâinatın her zerresinde Yaratıcı&#8217; nın  isimlerini okur, O&#8217;nun nurunun akislerini görür.Araz, şiirinde biçime de oldukça önem vermektedir. Özellikle hece ölçüsünü, ahenk unsurlarını kullanmadaki ustalığı gözden kaçmayacak kadar incelikle ortaya konmuştur. (Taner NAMLI)<br />
 <br />
&#8220;ARAZ&#8217;ın şiiri dinî-tasavvufî motifler taşıyor. Onların çoğu bir na&#8217;t, bir münâcât lezzetinde&#8230; Okudukça tad aldık,  okudukça arşa kanatlandık. Araz, sonsuzluğu şiirlerinde âdeta bir mazmun olarak kullanmış. Her şeyin bir sonu varken o bize sonsuz olanı, ebedî olanı sezdirmeye çalışmış. Her dem var, her dem diri olanı; bakî olanı yani&#8230; hem de öyle-böyle yarım ağızla değil; gönülden bir sevgiyle, sevdayla, aşkla!.&#8221; .(R.Mithat YILMAZ) <br />
<br />
Rıfat ARAZ, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ile Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) üyesidir.<br />
<br />
ESERLERİ:<br />
<br />
Harput&#8217;ta Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği, Atatürk Kültür ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi ANKARA 1995;<br />
<br />
Umut İkliminde (Şiirler),TÜRDAV.A.Ş; P.K.882.Sirkeci/ İSTANBUL 2001; İndeks Kitabevi Ankara 2007, İkinci Baskı.<br />
<br />
Sonsuzluğa Adanan Ömür (Şiirler),Kültür Ajans Yayınları, Konur Sokak 66/9 Bakanlıklar / ANKARA 2004; İndeks Kitabevi Ankara 2007, İkinci Baskı<br />
<br />
 Şiir İncelemeleri, Alp Yayınları, AKARA 2005 (621 sayfa)<br />
<br />
 Bir Yürek Yıkanır.(Şiirler); İndeks Kitabevi Ankara 2007<br />
<br />
 Basılacak Olan Eserleri<br />
<br />
Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler ve incelemeler.<br />
<br />
Yakındasın A Sevgili (Şiirler)<br />
<br />
Vuslât Çağrışımları (Şiirler)<br />
<br />
<br />
BULUNDUĞU ANSİKLOPEDİLER: Türk Dünyası Ortak Edebiyatı, Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 2001,Cilt I, s.419.; İhsan IŞIK, Türkiye  Yazarlar Ansiklopedisi, Ankara 2002, s.103,104.<br />
<br />
<br />
<br />
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER; <br />
<br />
<br />
<br />
İRFÂNA DÜŞTÜM<br />
<br />
Ma&#8217;nâ âleminde, vefâ yolunda;<br />
Aşk ile elendim bir cana düştüm!.. <br />
Gönül vecde geldi cezbe hâlında;<br />
Derdime gül bastım, dermâna düştüm!..<br />
<br />
Gurbet, gam bendini bende mi kurdu?.. <br />
Mevlâ&#8217;m emaneti sırtıma vurdu!..<br />
Her katrem &#8216;hû&#8217; dedi, duruldu, durdu;<br />
Kaynadım, çağladım devrâna düştüm!..<br />
<br />
Duydum can özümde ney&#8217;in zârını;<br />
Özünden ayrılmış buldum varını!.. <br />
Başımda gördükçe nefsin dârını;<br />
Ölmeden hesaba, mizâna düştüm!..<br />
<br />
Ömrüm, kula döndü bir hak uğruna; <br />
Hasret odu düştü gülün bağrına!..<br />
Girdim ibret ile âlem seyrine;<br />
Hayretten süzüldüm, hayrana düştüm!..<br />
<br />
Ey gönül, dost için yüzümüz var mı?<br />
İhlâs ocağında, közümüz var mı?..<br />
Bu sesler, ahenkler özge diyâr mı?<br />
Bir aşkın elinden mestâne düştüm!..  <br />
<br />
Takvâyla inceldi bu içli sözüm;<br />
Edep dergâhında, tutuştu közüm!..<br />
Bir zikrin nûruna kandıkça özüm;<br />
Sınandım irfandan, irfana düştüm!..<br />
<br />
<br />
<br />
                                                           <br />
TÖVBEKÂR OLDUM <br />
<br />
Yâ Rab bu aşk bende, benimle her an;<br />
Aşk ile can buldum, canda var oldum!..<br />
Bu zorlu nefsime neyledi zaman?.. <br />
Bazen kışa döndüm, kâh bahar oldum!..<br />
<br />
Tevhîdin nûruyla, var ettin canı;<br />
Ufkuna nakşettin eşsiz fermânı!.. <br />
Tedbirden, takdire dönen her sonu;<br />
Tefekkür ettikçe tövbekâr oldum!..<br />
<br />
Kader levhâsında, ince bir sır var;<br />
Bir ömre sığmadı, aşk denen esrâr!.. <br />
Âlemi sardıkça bu derin efkâr;<br />
Yanmış ney misâli, âh u zâr oldum!.. <br />
 <br />
Ezelden ebede bu şevk, bu heves;<br />
Firdevs&#8217;den, Mevâ&#8217;dan, Naim&#8217;den bir ses!..<br />
Kutsal emanete yüklü her nefes;<br />
Dal, budak saldıkça, lalezâr oldum!..<br />
<br />
Hüzün tezgâhında, süsledin gülü;<br />
Yardın, pâk eyledin mümin gönülü!<br />
Sebepler içinde her tevekkülü;<br />
Sezdikçe hem gizli, aşikâr oldum!..<br />
<br />
Yâ Rab yakın sensin, ben benden uzak;<br />
İçimde, iç içe binlerce tuzak!..<br />
Ey gönül geç nefsi, benliği bırak;<br />
Kim demiş âlemde bahtiyâr oldum?!..<br />
<br />
    <br />
<br />
<br />
VUSLAT  DEDİ<br />
<br />
Yâ Rab kulum, geldim sana;<br />
Aşk yazıldı bu fermâna!..<br />
Bir çilede yana yana; <br />
&#8216;Sabır&#8217; dedi, oldu gönül!.. <br />
<br />
Nasıl diner bu dert, bu gam?<br />
Hüznüm artar her bir akşam!..<br />
Sekiz cennet, makam makam;<br />
&#8216;Umut&#8217; dedi, doldu gönül!..<br />
   <br />
Nefsim arza atmış ağı;        <br />
Sökülmez mi hırsın bağı?..   <br />
Bu gurbetin, hasret çağı;    <br />
&#8216;Biter&#8217; dedi, daldı gönül!..<br />
<br />
Ten, aşk ile mâ&#8217;rifette;<br />
Can neylesin hakikatte!..<br />
Bir ilahî adalette,     <br />
&#8216;Hesap&#8217; dedi, soldu gönül!..<br />
                              	<br />
Hakk&#8217;tan aldı, halka verdi;<br />
Nefsi, yerden yere serdi!..<br />
Şükür, gizli sırra erdi;<br />
&#8216;Hikmet&#8217; dedi, bildi gönül!..<br />
<br />
Budur ömrün ayı, yılı;<br />
Yüküm nerde, neyle dolu?..<br />
Tefekkürde bulup yolu;<br />
&#8216;Vuslât&#8217; dedi, güldü gönül!.. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
BİLMEM<br />
<br />
Aşkın ile bir hoş oldum;<br />
İlki bilmem, sonu bilmem!..<br />
Neye baksam, seni buldum; <br />
Yönü bilmem, yanı bilmem!..<br />
<br />
Her hâl ile yandı yürek;<br />
Dağ yükümde bin bir emek!..<br />
Ömür bir çark, zaman elek;<br />
Ten öğünür, canı bilmem!..<br />
<br />
Safta döndü, doldu gönül;<br />
Müptelâdır güle bülbül!..<br />
Budur, böyle erkân, usûl;<br />
Sevgimiz var, kini bilmem!..<br />
<br />
Yâ Rab, sende her kararım;   <br />
Gönül arar, ben ararım!..<br />
Ötede mi ilkbaharım?..<br />
Dünü bilmem, günü bilmem!.. <br />
<br />
Tâ ezelden bu hâldayım;<br />
Sana gelen bir yoldayım!..<br />
Bir bîçâre akıldayım;            <br />
Malı, mülkü, şanı bilmem!.. <br />
<br />
Menzil menzil, kubbe kubbe,<br />
Sebep, bağlı bir sebebe!<br />
Ne sevdâdır iner kalbe;<br />
Unuttum ben, beni bilmem!.. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
YAKARIŞ  EŞİĞİNDE<br />
<br />
Aşk ile elendim, aşkla sınandım;<br />
Bana, tutunacak dal ver İlâhî!..<br />
Emanet yüküne, aşkla dayandım;<br />
Bana menzil göster, yol ver İlâhî!..<br />
                          <br />
Çaresi özünde bîçare miyim? <br />
Aklını, kaybetmiş divâne miyim?..<br />
Bu gönül nûruna, pervâne miyim?   <br />
Bana, od içinde gül ver İlâhî!..<br />
<br />
Bu aşktır dost diyen, dostla eğleşen;<br />
Sevgiyi sevgiyle seven, paylaşan!..  <br />
Bir içli yürektir, suyla söyleşen; <br />
Devrine yağmur ver, sel ver İlâhî!.. <br />
<br />
Hakîkat sırrını açtın, bu canda; <br />
Okudum, ben beni iki cihânda!..<br />
Bildim seni bende, benden yakında;<br />
Bana basiret ver, hâl ver İlâhî!..<br />
                                                     <br />
Âhım var içimi âh ile oyan;        <br />
Acım var, acıma merhemi koyan!.. <br />
Seni tesbih eden, derinden duyan;<br />
Bir ses ver, nefes ver, dil ver İlâhî!..<br />
<br />
Bu hüzün ne zaman indi yüzüme?<br />
Asrın vebâli mi bindi dizime?..<br />
Dünyadan ukbâya dönen özüme; <br />
Şefâ&#8217;at kapından, el ver İlâhî!..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Rıfat ARAZ<br />
<br />
Şair ve yazar. 27 Ocak 1949, Erciş / Van doğumlu. İlkokulu Iğdır&#8217;da, liseyi Kars ve Ağrı&#8217;da tamamladı. Atatürk Ü. Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü (1976) mezunu. Gazi Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü&#8217;nde yüksek lisans ve doktora çalışmalarını tamamlayarak  Halk Edebiyatı Uzmanı oldu (1992) Yüksek öğrenim öncesi Iğdır, Manisa ve Erzurum&#8217;da ilkokul öğretmeni ve idareci olarak çalıştı (1968-72); daha sonra Elazığ liseleri ve Elazığ Eğitim Enstitüsü&#8217;nde, Ankara Çubuk Lisesi, Hasanoğlan Öğretmen Lisesinde okul müdürlükleri görevinde bulundu (1976-1988). Halen Ankara&#8217;da ikâmet etmekte ve MEB&#8217;da  Bakanlık Başmüfettiş olarak görev yapmaktadır.<br />
<br />
Yazı ve şiirleri Erdem, Bilge ve Bizim Külliye dergileri başta olmak üzere Türk Edebiyatı, (Töre), (Divan), Berceste, Yüzakı, Türk Dili, Çınar, Anadolu Çınar, Azerbaycan, Yağmur, Somuncu Baba, Altınoluk, Sızıntı, Kümbet, Hazan, Yeni Güneysu, İslamî Edebiyat, Simav, Bizim Ece, Karınca, Maki, Kervan, Hedef, Millî Eğitim, vd dergiler ile Gündüz ve Kurultay gazeteleri ile on antolojide yer aldı.<br />
<br />
 İlk şiiri, 1976 yılında Türk Edebiyatı yayımlandı. Çınar Kültür ve Sanat Dergisince  &#8220;Osmanlının 700. Kuruluş Yıldönümü&#8221; münasebetiyle düzenlenen Türkiye genelindeki şiir yarışmasında &#8220;Yeşeren Dallar&#8221; adlı şiiriyle üçüncülük ödülüne; 2000 Yılında İLESAM, Atatürk Kültür Merkezi ve ailesi tarafından Şair Nüzhet ERMAN anısına düzenlenen Türkiye genelindeki şiir yarışmasında  &#8220; Ağrı Dağına Sesleniş&#8221; adlı şiiriyle birincilik ödülüne; 2002 Yılında Isparta Göller Bölesi Şairler Derneğince açılan Türkiye genelindeki &#8220;serbest konulu&#8221; şiir yarışmasında &#8220;Kan Ağlayan Gül&#8221;  şiiriyle  birincilik ödülüne; 2003 Yılında Kütahya / Simav Anadolu Dergisince açılan Türkiye genelindeki şiir yarışmasında &#8220;Bursa&#8217;ya Sesleniş&#8221; adlı şiiriyle birincilik ödülüne; Kayseri&#8217;de yayınlanan Berceste Dergisince, Türkiye genelinde 2005 yılında açılan &#8220;Na&#8217;t konulu şiir yarışmasında, &#8220;Na&#8217;t&#8221; başlıklı şiiriyle birincilik ödülüne; 2008 yılında İstanbul Kubader Vakfı tarafından Türkiye genelinde düzenlenen &#8220;Peygamberimize Adanmış Şiirler&#8221; yarışmasında &#8220;Seni Andım Efendim&#8221; adlı şiiriyle birincilik ödülüne layık görüldü. Türkiye&#8217;nin muhtelif illerinde düzenlenmekte olan &#8220;Şiir Akşamları&#8221;na ayrıca, her yıl Elazığ&#8217;da Uluslararası seviyede yürütülen ve XI.&#8217;si Azerbaycan&#8217;ın  başkenti Bakü&#8217;de  düzenlenen &#8220;Hazar Şiir Akşamları&#8221;na Türkiye&#8217;den şâir olarak katıldı.<br />
<br />
 &#8220;R. Araz, hecenin bütün kurallarını ve kalıplarını bilen bir edebiyat öğretmeni, bunun yüksek eğitimini almış edebiyat doktorudur. Vezne hakimiyeti, âhenkteki başarısı buradan gelmektedir. Yer yer didaktizmin hissedildiği mısraları görmezden gelerek kendi ikliminde hür kanat çırpışını, his ve hayalini fikir kazanında kaynatışını dikkate alarak denilebilir ki: Şiir, örtülenmiş ifade, söylenmişi söylenmemişe taşıyan söyleyiştir.&#8221; (Prof.Dr. Sadık Tural)<br />
<br />
&#8220;Bu şiirler için, Yediyüzyıl sonra, &#8220; Yûnus Bahçesinde Açan Gül &#8220;bile diyebilirim. Sonsuzluğa Adanan Ömür&#8217;de, Siyasetten, İdeolojiden, günlük dedikodulardan uzak dingin bir inanmış rûhun insanın rûhuna inşirah veren seslenişleri yer almakta. Bu şiirler insanı mâsivâdan mâverâya doğru huzur dolu, güven dolu, mutluluk dolu, uzun bir yolculuğa çıkarmaktadır. Bu şiirler Çağdaş Türk Edebiyatının Tasavvuf Şiirleridir. Yeni bir dinî ve Tasavvufî hassasiyetin güzel verimleridir. Çağdaşımız olan bir Yûnus Emre&#8217;nin şiirleridir. Bu çağın Yûnus&#8217;unun ne kadar çok ilim, kültür ve hüner bilmesi, edinmesi gerekiyorsa Rıfat ARAZ&#8217;da bunların hepsi hakkıyla bulunmaktadır. Bu bakımdan bu şiirler, tıpkı Yûnus&#8217;unkilerde olduğu gibi hem halk, hem de aydınlar tarafından sevilerek okunacak kırattadır. Böylece bugünkü Türk Şiirinin handikaplarından da kendisini kurtarmış görünmektedir.&#8221;(Bekir Oğuzbaşaran)<br />
<br />
 &#8220;Rıfat Araz, şiiri ilahî bir menzile ulaşma çabası olarak görür. Bu menzile ulaşmak için çıktığı yolculukta yalnızdır şâir, yedeğinde sadece şiiri vardır. Bu nedenle şiirlerindeki kararlı çıkış, sığ sulardan çıkış değildir. O mısralarını derinlerden süzerek, karmaşık olanı imbikten geçirerek bize yerli yerinde bir duruş ile sunar...&#8221;( Ömer KAZAZOĞLU)<br />
<br />
&#8220;Rıfat Araz&#8217;ın Şiiri, kendi şiiridir. Kendisini çeşitli yayın organlarında okumuş ve kendi duygularıma yakın bulmuştum. Onu, Nât yarışmasındaki şiiriyle daha bir sevdim. Çünkü taklidi yoktu. Bu yarışmaya, kendi duygu harmanındaki mahsulü toplayıp göndermişti&#8230; Yedi jüri üyesi de ona birincilik vermişti. Bu, bir şair için az bir başarı değildir. Bazen şiirini iki defa okurum, bu onun şiirinden aldığım hazzın işaretidir. Rıfat Araz, aslında böyle takdim ve tanıtma yazılarına ihtiyaç duyacak bir şair değildir. Onun, şiiriyle ayakta duracağına ve yarınımızın gönül coğrafyasında yerini alacağına inanıyorum&#8230;&#8221;( Muhsin İlyas SUBAŞI)	<br />
 <br />
&#8220;Rıfat Araz&#8217;ın şiirlerini okurken insan, sanki yıllardır suya hasret kalmış toprağın coşkusunu yaşıyor. Çoğu insanın diline peleseng ettiği &#8220;şiir iklimi&#8221; ibaresi olsa olsa işte budur diye düşünüyorum. Bu özelliğiyle  Rıfat Araz&#8217;ın edebiyatımızda  hak ettiği yeri alacağına da şüphem yoktur.&#8221; (Doç. Dr. Doğan KAYA)<br />
<br />
&#8220;Rıfat Araz inançlı, gelecek için baktığı nokta veya noktaların netliğiyle ilgilenen bir imza. Bu netlikleri görebilen bir şair&#8230;&#8221;( Dr. İsa KAYACAN) <br />
<br />
&#8220;&#8230;Şiirlerini okurken &#8220;İlahi Aşk&#8221; ateşinin bir ruhu nasıl tutuşturduğuna ve o ruhun vecd halindeki söyleyişine tanıklık ederiz. Araz&#8217;ın şiiri, Allah&#8217;ı tanımanın, bilmenin ve o varlığın önünde secde etmenin şiiridir. Bu coşkunluk ve aşkla söylediği şiirinde, kâinatın her zerresinde Yaratıcı&#8217; nın  isimlerini okur, O&#8217;nun nurunun akislerini görür.Araz, şiirinde biçime de oldukça önem vermektedir. Özellikle hece ölçüsünü, ahenk unsurlarını kullanmadaki ustalığı gözden kaçmayacak kadar incelikle ortaya konmuştur. (Taner NAMLI)<br />
 <br />
&#8220;ARAZ&#8217;ın şiiri dinî-tasavvufî motifler taşıyor. Onların çoğu bir na&#8217;t, bir münâcât lezzetinde&#8230; Okudukça tad aldık,  okudukça arşa kanatlandık. Araz, sonsuzluğu şiirlerinde âdeta bir mazmun olarak kullanmış. Her şeyin bir sonu varken o bize sonsuz olanı, ebedî olanı sezdirmeye çalışmış. Her dem var, her dem diri olanı; bakî olanı yani&#8230; hem de öyle-böyle yarım ağızla değil; gönülden bir sevgiyle, sevdayla, aşkla!.&#8221; .(R.Mithat YILMAZ) <br />
<br />
Rıfat ARAZ, Türkiye Yazarlar Birliği (TYB) ile Türkiye İlim ve Edebiyat Eseri Sahipleri Meslek Birliği (İLESAM) üyesidir.<br />
<br />
ESERLERİ:<br />
<br />
Harput&#8217;ta Eski Türk İnançları ve Halk Hekimliği, Atatürk Kültür ve Tarih Yüksek Kurumu, Atatürk Kültür Merkezi ANKARA 1995;<br />
<br />
Umut İkliminde (Şiirler),TÜRDAV.A.Ş; P.K.882.Sirkeci/ İSTANBUL 2001; İndeks Kitabevi Ankara 2007, İkinci Baskı.<br />
<br />
Sonsuzluğa Adanan Ömür (Şiirler),Kültür Ajans Yayınları, Konur Sokak 66/9 Bakanlıklar / ANKARA 2004; İndeks Kitabevi Ankara 2007, İkinci Baskı<br />
<br />
 Şiir İncelemeleri, Alp Yayınları, AKARA 2005 (621 sayfa)<br />
<br />
 Bir Yürek Yıkanır.(Şiirler); İndeks Kitabevi Ankara 2007<br />
<br />
 Basılacak Olan Eserleri<br />
<br />
Türk Edebiyatı Üzerine Makaleler ve incelemeler.<br />
<br />
Yakındasın A Sevgili (Şiirler)<br />
<br />
Vuslât Çağrışımları (Şiirler)<br />
<br />
<br />
BULUNDUĞU ANSİKLOPEDİLER: Türk Dünyası Ortak Edebiyatı, Türk Dünyası Edebiyatçıları Ansiklopedisi, Atatürk Kültür Merkezi Başkanlığı Yayınları, 2001,Cilt I, s.419.; İhsan IŞIK, Türkiye  Yazarlar Ansiklopedisi, Ankara 2002, s.103,104.<br />
<br />
<br />
<br />
ŞİİRLERİNDEN ÖRNEKLER; <br />
<br />
<br />
<br />
İRFÂNA DÜŞTÜM<br />
<br />
Ma&#8217;nâ âleminde, vefâ yolunda;<br />
Aşk ile elendim bir cana düştüm!.. <br />
Gönül vecde geldi cezbe hâlında;<br />
Derdime gül bastım, dermâna düştüm!..<br />
<br />
Gurbet, gam bendini bende mi kurdu?.. <br />
Mevlâ&#8217;m emaneti sırtıma vurdu!..<br />
Her katrem &#8216;hû&#8217; dedi, duruldu, durdu;<br />
Kaynadım, çağladım devrâna düştüm!..<br />
<br />
Duydum can özümde ney&#8217;in zârını;<br />
Özünden ayrılmış buldum varını!.. <br />
Başımda gördükçe nefsin dârını;<br />
Ölmeden hesaba, mizâna düştüm!..<br />
<br />
Ömrüm, kula döndü bir hak uğruna; <br />
Hasret odu düştü gülün bağrına!..<br />
Girdim ibret ile âlem seyrine;<br />
Hayretten süzüldüm, hayrana düştüm!..<br />
<br />
Ey gönül, dost için yüzümüz var mı?<br />
İhlâs ocağında, közümüz var mı?..<br />
Bu sesler, ahenkler özge diyâr mı?<br />
Bir aşkın elinden mestâne düştüm!..  <br />
<br />
Takvâyla inceldi bu içli sözüm;<br />
Edep dergâhında, tutuştu közüm!..<br />
Bir zikrin nûruna kandıkça özüm;<br />
Sınandım irfandan, irfana düştüm!..<br />
<br />
<br />
<br />
                                                           <br />
TÖVBEKÂR OLDUM <br />
<br />
Yâ Rab bu aşk bende, benimle her an;<br />
Aşk ile can buldum, canda var oldum!..<br />
Bu zorlu nefsime neyledi zaman?.. <br />
Bazen kışa döndüm, kâh bahar oldum!..<br />
<br />
Tevhîdin nûruyla, var ettin canı;<br />
Ufkuna nakşettin eşsiz fermânı!.. <br />
Tedbirden, takdire dönen her sonu;<br />
Tefekkür ettikçe tövbekâr oldum!..<br />
<br />
Kader levhâsında, ince bir sır var;<br />
Bir ömre sığmadı, aşk denen esrâr!.. <br />
Âlemi sardıkça bu derin efkâr;<br />
Yanmış ney misâli, âh u zâr oldum!.. <br />
 <br />
Ezelden ebede bu şevk, bu heves;<br />
Firdevs&#8217;den, Mevâ&#8217;dan, Naim&#8217;den bir ses!..<br />
Kutsal emanete yüklü her nefes;<br />
Dal, budak saldıkça, lalezâr oldum!..<br />
<br />
Hüzün tezgâhında, süsledin gülü;<br />
Yardın, pâk eyledin mümin gönülü!<br />
Sebepler içinde her tevekkülü;<br />
Sezdikçe hem gizli, aşikâr oldum!..<br />
<br />
Yâ Rab yakın sensin, ben benden uzak;<br />
İçimde, iç içe binlerce tuzak!..<br />
Ey gönül geç nefsi, benliği bırak;<br />
Kim demiş âlemde bahtiyâr oldum?!..<br />
<br />
    <br />
<br />
<br />
VUSLAT  DEDİ<br />
<br />
Yâ Rab kulum, geldim sana;<br />
Aşk yazıldı bu fermâna!..<br />
Bir çilede yana yana; <br />
&#8216;Sabır&#8217; dedi, oldu gönül!.. <br />
<br />
Nasıl diner bu dert, bu gam?<br />
Hüznüm artar her bir akşam!..<br />
Sekiz cennet, makam makam;<br />
&#8216;Umut&#8217; dedi, doldu gönül!..<br />
   <br />
Nefsim arza atmış ağı;        <br />
Sökülmez mi hırsın bağı?..   <br />
Bu gurbetin, hasret çağı;    <br />
&#8216;Biter&#8217; dedi, daldı gönül!..<br />
<br />
Ten, aşk ile mâ&#8217;rifette;<br />
Can neylesin hakikatte!..<br />
Bir ilahî adalette,     <br />
&#8216;Hesap&#8217; dedi, soldu gönül!..<br />
                              	<br />
Hakk&#8217;tan aldı, halka verdi;<br />
Nefsi, yerden yere serdi!..<br />
Şükür, gizli sırra erdi;<br />
&#8216;Hikmet&#8217; dedi, bildi gönül!..<br />
<br />
Budur ömrün ayı, yılı;<br />
Yüküm nerde, neyle dolu?..<br />
Tefekkürde bulup yolu;<br />
&#8216;Vuslât&#8217; dedi, güldü gönül!.. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
BİLMEM<br />
<br />
Aşkın ile bir hoş oldum;<br />
İlki bilmem, sonu bilmem!..<br />
Neye baksam, seni buldum; <br />
Yönü bilmem, yanı bilmem!..<br />
<br />
Her hâl ile yandı yürek;<br />
Dağ yükümde bin bir emek!..<br />
Ömür bir çark, zaman elek;<br />
Ten öğünür, canı bilmem!..<br />
<br />
Safta döndü, doldu gönül;<br />
Müptelâdır güle bülbül!..<br />
Budur, böyle erkân, usûl;<br />
Sevgimiz var, kini bilmem!..<br />
<br />
Yâ Rab, sende her kararım;   <br />
Gönül arar, ben ararım!..<br />
Ötede mi ilkbaharım?..<br />
Dünü bilmem, günü bilmem!.. <br />
<br />
Tâ ezelden bu hâldayım;<br />
Sana gelen bir yoldayım!..<br />
Bir bîçâre akıldayım;            <br />
Malı, mülkü, şanı bilmem!.. <br />
<br />
Menzil menzil, kubbe kubbe,<br />
Sebep, bağlı bir sebebe!<br />
Ne sevdâdır iner kalbe;<br />
Unuttum ben, beni bilmem!.. <br />
<br />
<br />
<br />
<br />
YAKARIŞ  EŞİĞİNDE<br />
<br />
Aşk ile elendim, aşkla sınandım;<br />
Bana, tutunacak dal ver İlâhî!..<br />
Emanet yüküne, aşkla dayandım;<br />
Bana menzil göster, yol ver İlâhî!..<br />
                          <br />
Çaresi özünde bîçare miyim? <br />
Aklını, kaybetmiş divâne miyim?..<br />
Bu gönül nûruna, pervâne miyim?   <br />
Bana, od içinde gül ver İlâhî!..<br />
<br />
Bu aşktır dost diyen, dostla eğleşen;<br />
Sevgiyi sevgiyle seven, paylaşan!..  <br />
Bir içli yürektir, suyla söyleşen; <br />
Devrine yağmur ver, sel ver İlâhî!.. <br />
<br />
Hakîkat sırrını açtın, bu canda; <br />
Okudum, ben beni iki cihânda!..<br />
Bildim seni bende, benden yakında;<br />
Bana basiret ver, hâl ver İlâhî!..<br />
                                                     <br />
Âhım var içimi âh ile oyan;        <br />
Acım var, acıma merhemi koyan!.. <br />
Seni tesbih eden, derinden duyan;<br />
Bir ses ver, nefes ver, dil ver İlâhî!..<br />
<br />
Bu hüzün ne zaman indi yüzüme?<br />
Asrın vebâli mi bindi dizime?..<br />
Dünyadan ukbâya dönen özüme; <br />
Şefâ&#8217;at kapından, el ver İlâhî!..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[amsnd]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1321</link>
			<pubDate>Wed, 04 Jun 2008 22:40:45 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1321</guid>
			<description><![CDATA[sdsmadksd]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[sdsmadksd]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[ffghfgh]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1320</link>
			<pubDate>Fri, 30 May 2008 09:22:20 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1320</guid>
			<description><![CDATA[gfhfghf]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[gfhfghf]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Slm ben geldim]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1319</link>
			<pubDate>Sat, 17 May 2008 22:00:58 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1319</guid>
			<description><![CDATA[Arkadaslar selamlar...<br />
<br />
Ilk önce Disasterle görüsmek istiyorum!!!]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Arkadaslar selamlar...<br />
<br />
Ilk önce Disasterle görüsmek istiyorum!!!]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Hepinize Merhabalar...]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1318</link>
			<pubDate>Tue, 29 Apr 2008 17:45:17 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1318</guid>
			<description><![CDATA[Hepinize merhabalar ben yeni üyeyim adım Melek...]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Hepinize merhabalar ben yeni üyeyim adım Melek...]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[MUSTAFA KEMAL HAKKINDA BİLİNMESİ GEREKEN 30 ÖZEL ŞEY]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1317</link>
			<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 13:20:34 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1317</guid>
			<description><![CDATA[1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ..<br />
"Atatürk" hitabini ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Baskani bir<br />
konusmasinda kullanmis, Mustafa Kemal de çok begenerek soyadi olarak almisti.Kendisine Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoslanmazdi.<br />
<br />
<br />
2.EN SEVDİĞİ YEMEK..<br />
Manastir Askeri Lisesi yillarindan kalan bir aliskanlikla hayati <br />
boyunca en sevdigi yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldi. Tatliya düskün degildi ama cani istediginde çok sevdigi gül reçelini tercih ederdi.<br />
<br />
<br />
3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI..<br />
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çikip Türk dili ve tarihi üzerindeki<br />
çalismalarini genisletmek en büyük hayaliydi.<br />
<br />
<br />
4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU" YDU..<br />
Binlerce kitabi vardi.Ama bunlarin arasinda bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile basucundan ayirmadi. Resat Nuri Güntekin'in ünlü Çalikusu" romanini hep yaninda tasir, her gün rastgele bir yerinden açar,birkaç sayfa okurdu.<br />
<br />
<br />
5.KABUL SALONUNDA. AT YAVRUSU..<br />
Atlardan sonra en sevdigi hayvan köpekti. "Fox" adini verdigi köpegi,<br />
Gazi`nin yataginin ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düskünlügü o <br />
dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni dogmus bir tayla annesinin Çankaya Köskü kabul salonuna getirilmesini bile emretmisti.<br />
<br />
<br />
6.TAM BİR SALON ADAMI..<br />
En sevdigi dans valsti. Müzik zevki çesitlilik gösteriyordu.Klasik Bati<br />
müzigi disinda Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.<br />
<br />
<br />
7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI..<br />
Gömleklerinin hepsi beyazdi. Bu gömlekler ilk yillarda Isviçre`de özel<br />
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasina öncülük <br />
edebilmek için Beyoglu`nda bir terziye diktirilmeye baslanmisti.<br />
<br />
<br />
8.DOLABINDA LACİVERTE YER YOKTU..<br />
Takim elbiselerinin tasarimlarini hep kendisi çizerdi.Lacivert takim<br />
giymeyi sevmezdi.<br />
<br />
<br />
9.ÖLÇÜLERİ..<br />
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu <br />
hastaliginin ilerlemeye baslamasiyla 46'ya kadar düsmüstü. 43 numara siyah rugan ayakkabi giyerdi.<br />
<br />
<br />
10.RUMELİ ŞİVESİ..<br />
Özenli ve temiz bir Türkçe konusurdu. Ancak bazi kelimeleri Rumeli<br />
sivesiyle telaffuz ederdi.<br />
<br />
<br />
11.HAZİN BİR HİKAYE..<br />
Hayatinda bir dönem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatina trajik bir sekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarinin nerede oldugu bilinmiyor.<br />
<br />
<br />
12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU..<br />
Hayatinin çogunu geçirdigi savas cephelerinden sonra Cumhurbaskani olarak geçirdigi yillar ona bir tecrit yasantisi gibi geliyor, çok sevdigi halkindan ve sade bir vatandas yasamindan uzaklastigini düsünüyordu.<br />
<br />
<br />
13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE..<br />
Kiyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarinin dini kiyafetleriyle <br />
sokaga çikmalari yasaklaninca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi <br />
Kemal Milasli eliyle bir koleksiyon hazirlatti.<br />
<br />
<br />
14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI..<br />
Sabah kahvaltilariyla arasi hiç hos degildi.Yataktan kalkar kalkmaz<br />
odasindaki divanin üzerine bagdas kurarak oturur, günün ilk kahvesini<br />
sigarasini içerdi.Bir özelligi de kendi kendine tiras olmamasiydi.<br />
<br />
<br />
15.DÜZEN TAKINTISI VARDI..<br />
Evlerde bile egri duran esyalari düzeltmeden rahat edemezdi.<br />
<br />
<br />
16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER..<br />
Köylünün birinin gazete kagidina sardigi tütünü içmeye çalisirken eli <br />
yanmis,"Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmisti.Mahkemeye çikarilacakti. Atatürk olayi dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceginize dogru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi. <br />
<br />
<br />
17.SİGARA PAZARLIĞI..<br />
Hastaliginin baslangicinda kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtigini sormus, Atatürk "sekiz" demisti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektigini söyleyince gülümseyerek cevap vermisti:"Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacagim".<br />
<br />
<br />
18."BU NASIL HALKÇILIK?"<br />
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmisti.Kondüktörün<br />
milletvekillerinden bilet parasi almamasina sasirmis nedenini<br />
sormustu.Trenin milletvekillerine bedava oldugunu ögrenince epey<br />
sinirlenmis, "Ne de güzel halkçılık ama" demisti.<br />
<br />
<br />
19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!" <br />
Ilk mecliste bir oturum sirasinda üyelerden biri laikligin ne manaya<br />
geldigini anlamadigini söyleyince Gazi çok sinirlenmis ve elini kürsüye<br />
vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermisti: "Adam olmak <br />
demektir hocam,adam olmak!"<br />
<br />
<br />
20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI..<br />
Gittigi yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz<br />
böyle durumlarda sirtini döner yada kesilmelerini engellerdi. <br />
<br />
<br />
21.YABANCI DİLE MERAKI..<br />
Askeri lisede ögrenmeye basladigi Fransizca'yi sonraki yillarda<br />
gelistirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardi. Konusurken araya Fransizca<br />
sözcükler de eklerdi.<br />
<br />
<br />
22.FASULYESİNE POKER..<br />
Kumardan hoslanmaz ama arkadaslariyla fasulyesine poker oynardi.Oyun sonunda kazandiklarini iade ederdi.<br />
<br />
<br />
23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI..<br />
Cephelerde düsmanla gögüs gögüse savasmis biri olarak en ilginç <br />
özelligi savas meydanlari disinda kan görünce fenalasmasiydi.<br />
<br />
<br />
24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ..<br />
Fransiz tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiginde Gazi`nin kulaklarinin<br />
duyuyor olmasina sasirmis anilarinda bunu espirili bir dille <br />
anlatmisti:"T.C`de bir tane kulaklari duyan kisi var onu da Cumhurbaskani yapmislar".<br />
<br />
<br />
25.BİR RİCASI BAŞ AÇTIRDI..<br />
Bir gün halk arasinda dolasirken çarsafli bir kadina rastlamis, "Hafiz <br />
Hanim benim hatirim için basindaki örtüyü açar misin?" diye sormustu. Kadin bas örtüsünü açarak , Atatürk`ün önünde egildi ve ellerini öptü.<br />
<br />
<br />
26.BİLARDO VE YÜZME..<br />
Sportmen kisiligi vardi. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo <br />
oynardi.<br />
<br />
<br />
27.EN BAŞARILI DERS..<br />
Eğitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere<br />
ilgisi hayati boyunca sürdü.<br />
<br />
<br />
28.YAĞCILARA GEÇİT YOK..<br />
Yagcilara çok kizardi Bir aksam sofrasinda kendisine gereksiz sekilde <br />
iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.<br />
<br />
<br />
29.SON YILBAŞI GECESİ..<br />
1937`yi 1938`e baglayan son yilbasi gecesini Disisleri Bakani Tevfik <br />
Rustu Aras ile bas basa gecirmisti. O gece dolabindaki bazi elbiseleri bakana hediye etmisti.<br />
<br />
<br />
30.KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK..<br />
Kuslari çok severdi.Çankaya Köskü`nde özel bir bakicinin ilgilendigi<br />
güvercinligi vardı]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[1."ATA" LAFINI SEVMEZDİ..<br />
"Atatürk" hitabini ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Baskani bir<br />
konusmasinda kullanmis, Mustafa Kemal de çok begenerek soyadi olarak almisti.Kendisine Ata" diye hitap edilmesinden hiç hoslanmazdi.<br />
<br />
<br />
2.EN SEVDİĞİ YEMEK..<br />
Manastir Askeri Lisesi yillarindan kalan bir aliskanlikla hayati <br />
boyunca en sevdigi yemek kuru fasulye ve pilav olarak kaldi. Tatliya düskün degildi ama cani istediginde çok sevdigi gül reçelini tercih ederdi.<br />
<br />
<br />
3.EN BÜYÜK HAYALİ DÜNYA TURUNA ÇIKMAKTI..<br />
Ömrü yetseydi bir dünya turuna çikip Türk dili ve tarihi üzerindeki<br />
çalismalarini genisletmek en büyük hayaliydi.<br />
<br />
<br />
4.BAŞUCU KİTABI "ÇALIKUŞU" YDU..<br />
Binlerce kitabi vardi.Ama bunlarin arasinda bir tanesini hayati boyunca hatta cephede bile basucundan ayirmadi. Resat Nuri Güntekin'in ünlü Çalikusu" romanini hep yaninda tasir, her gün rastgele bir yerinden açar,birkaç sayfa okurdu.<br />
<br />
<br />
5.KABUL SALONUNDA. AT YAVRUSU..<br />
Atlardan sonra en sevdigi hayvan köpekti. "Fox" adini verdigi köpegi,<br />
Gazi`nin yataginin ayak ucunda uyurdu. Hayvanlara düskünlügü o <br />
dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni dogmus bir tayla annesinin Çankaya Köskü kabul salonuna getirilmesini bile emretmisti.<br />
<br />
<br />
6.TAM BİR SALON ADAMI..<br />
En sevdigi dans valsti. Müzik zevki çesitlilik gösteriyordu.Klasik Bati<br />
müzigi disinda Anadolu ezgilerini de severek dinlerdi.<br />
<br />
<br />
7.GÖMLEKLERİNİN TÜMÜ BEYAZDI..<br />
Gömleklerinin hepsi beyazdi. Bu gömlekler ilk yillarda Isviçre`de özel<br />
olarak dikilirken sonra yerli mali kullanma kampanyasina öncülük <br />
edebilmek için Beyoglu`nda bir terziye diktirilmeye baslanmisti.<br />
<br />
<br />
8.DOLABINDA LACİVERTE YER YOKTU..<br />
Takim elbiselerinin tasarimlarini hep kendisi çizerdi.Lacivert takim<br />
giymeyi sevmezdi.<br />
<br />
<br />
9.ÖLÇÜLERİ..<br />
Boyu 1.74 idi.Hayatinin son dönemlerine kadar 76 olan kilosu <br />
hastaliginin ilerlemeye baslamasiyla 46'ya kadar düsmüstü. 43 numara siyah rugan ayakkabi giyerdi.<br />
<br />
<br />
10.RUMELİ ŞİVESİ..<br />
Özenli ve temiz bir Türkçe konusurdu. Ancak bazi kelimeleri Rumeli<br />
sivesiyle telaffuz ederdi.<br />
<br />
<br />
11.HAZİN BİR HİKAYE..<br />
Hayatinda bir dönem çok önemli yer tutan Mustafa Kemal`in evlenmesinden sonra hayatina trajik bir sekilde son veren Fikriye Hanim`in mezarinin nerede oldugu bilinmiyor.<br />
<br />
<br />
12.CUMHURBAŞKANLIĞINDAN SIKILIYORDU..<br />
Hayatinin çogunu geçirdigi savas cephelerinden sonra Cumhurbaskani olarak geçirdigi yillar ona bir tecrit yasantisi gibi geliyor, çok sevdigi halkindan ve sade bir vatandas yasamindan uzaklastigini düsünüyordu.<br />
<br />
<br />
13.PAPA`NIN TEMSİLCİSİNE ELBİSE..<br />
Kiyafet Kanunu çerçevesinde tüm din adamlarinin dini kiyafetleriyle <br />
sokaga çikmalari yasaklaninca, Monsenyör Roncalli`ye kendi terzisi <br />
Kemal Milasli eliyle bir koleksiyon hazirlatti.<br />
<br />
<br />
14.KENDİSİ TIRAŞ OLMAZDI..<br />
Sabah kahvaltilariyla arasi hiç hos degildi.Yataktan kalkar kalkmaz<br />
odasindaki divanin üzerine bagdas kurarak oturur, günün ilk kahvesini<br />
sigarasini içerdi.Bir özelligi de kendi kendine tiras olmamasiydi.<br />
<br />
<br />
15.DÜZEN TAKINTISI VARDI..<br />
Evlerde bile egri duran esyalari düzeltmeden rahat edemezdi.<br />
<br />
<br />
16.HOŞGÖRÜLÜ LİDER..<br />
Köylünün birinin gazete kagidina sardigi tütünü içmeye çalisirken eli <br />
yanmis,"Alin bunu kendi içsin" diyerek Atatürk`e küfretmisti.Mahkemeye çikarilacakti. Atatürk olayi dinledikten sonra "Onu mahkemeye vereceginize dogru dürüst sigara içmesini temin edin" dedi. <br />
<br />
<br />
17.SİGARA PAZARLIĞI..<br />
Hastaliginin baslangicinda kendisini muayene eden Dr.Fissinger günde kaç paket sigara içtigini sormus, Atatürk "sekiz" demisti. Doktor bunu günde bir pakete indirmesi gerektigini söyleyince gülümseyerek cevap vermisti:"Ben zaten bir paket içiyorum. Bundan sonra bunu sizin izninizle yapacagim".<br />
<br />
<br />
18."BU NASIL HALKÇILIK?"<br />
Bir sabah milletvekilleri ile trene binmisti.Kondüktörün<br />
milletvekillerinden bilet parasi almamasina sasirmis nedenini<br />
sormustu.Trenin milletvekillerine bedava oldugunu ögrenince epey<br />
sinirlenmis, "Ne de güzel halkçılık ama" demisti.<br />
<br />
<br />
19."LAİKLİK ADAM OLMAKTIR!" <br />
Ilk mecliste bir oturum sirasinda üyelerden biri laikligin ne manaya<br />
geldigini anlamadigini söyleyince Gazi çok sinirlenmis ve elini kürsüye<br />
vurarak bir din bilgini olan üyeye cevap vermisti: "Adam olmak <br />
demektir hocam,adam olmak!"<br />
<br />
<br />
20.KURBANLARI BAĞIŞLARDI..<br />
Gittigi yurt gezilerinde kendisi için kurban edilen hayvanlara bakamaz<br />
böyle durumlarda sirtini döner yada kesilmelerini engellerdi. <br />
<br />
<br />
21.YABANCI DİLE MERAKI..<br />
Askeri lisede ögrenmeye basladigi Fransizca'yi sonraki yillarda<br />
gelistirdi. Zengin bir kelime bilgisi vardi. Konusurken araya Fransizca<br />
sözcükler de eklerdi.<br />
<br />
<br />
22.FASULYESİNE POKER..<br />
Kumardan hoslanmaz ama arkadaslariyla fasulyesine poker oynardi.Oyun sonunda kazandiklarini iade ederdi.<br />
<br />
<br />
23.KAN GÖRMEYE DAYANAMAZDI..<br />
Cephelerde düsmanla gögüs gögüse savasmis biri olarak en ilginç <br />
özelligi savas meydanlari disinda kan görünce fenalasmasiydi.<br />
<br />
<br />
24.KULAKLARI DUYAN TEK KİŞİ..<br />
Fransiz tarihçisi Herriot Ankara`ya geldiginde Gazi`nin kulaklarinin<br />
duyuyor olmasina sasirmis anilarinda bunu espirili bir dille <br />
anlatmisti:"T.C`de bir tane kulaklari duyan kisi var onu da Cumhurbaskani yapmislar".<br />
<br />
<br />
25.BİR RİCASI BAŞ AÇTIRDI..<br />
Bir gün halk arasinda dolasirken çarsafli bir kadina rastlamis, "Hafiz <br />
Hanim benim hatirim için basindaki örtüyü açar misin?" diye sormustu. Kadin bas örtüsünü açarak , Atatürk`ün önünde egildi ve ellerini öptü.<br />
<br />
<br />
26.BİLARDO VE YÜZME..<br />
Sportmen kisiligi vardi. Her gün at biner , yüzmeye gider ve bilardo <br />
oynardi.<br />
<br />
<br />
27.EN BAŞARILI DERS..<br />
Eğitim hayati boyunca en basarili dersi matematikti. Pozitif bilimlere<br />
ilgisi hayati boyunca sürdü.<br />
<br />
<br />
28.YAĞCILARA GEÇİT YOK..<br />
Yagcilara çok kizardi Bir aksam sofrasinda kendisine gereksiz sekilde <br />
iltifat eden Abdülhak Hamit`e müdahale etti.<br />
<br />
<br />
29.SON YILBAŞI GECESİ..<br />
1937`yi 1938`e baglayan son yilbasi gecesini Disisleri Bakani Tevfik <br />
Rustu Aras ile bas basa gecirmisti. O gece dolabindaki bazi elbiseleri bakana hediye etmisti.<br />
<br />
<br />
30.KÖŞKTEKİ GÜVERCİNLİK..<br />
Kuslari çok severdi.Çankaya Köskü`nde özel bir bakicinin ilgilendigi<br />
güvercinligi vardı]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[deneme]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1316</link>
			<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 12:08:42 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1316</guid>
			<description><![CDATA[Deneme Türünün Özellikleri<br />
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)<br />
<br />
<br />
<br />
Denemeye özgü bir konu türü yoktur. Özgürce seçilen bir konuda, yazarın kendi kendiyle konuşma havası içinde yazdığı yazı türüdür. Yazının konusu yazarın o anda aklına geliveren bir konu görünümündedir. Öğretici ve düşünsel yanı da vardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Denemenin belirleyici özellikleri nelerdir?<br />
&#8226; Makale gibi düşünsel plânla yazılır. Fakat makaleden kısa yazılardır.<br />
&#8226; Yazar anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Bilimselden çok kişisel görüşünü açıklar, okuyucusunu kendisi gibi düşündürme kaygısı yoktur.<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
Serbest düşüncenin ifade alanı ve nesrin bir türü olarak deneme, yazarın gözlemlediği ya da yaşadığı olay, olgu, durum ve izlediği objelerle ya da herhangi bir kavramla ilgili izlenimlerinin herhangi bir plâna bağlı kalmayarak, deliller getirip kanıtlama yoluna gerek duymadan ve kesin hükümler vermeden, tamamen kişisel görüşüyle serbestçe yazıya döktüğü birkaç sayfayı geçmeyen kısa metinlere denir.<br />
Deneme, derin düşünceden çok, kişinin kendi dışındaki nesnelerle herhangi bir konuda gerçek ya da hayalî olarak girdiği diyaloğun ürünüdür.<br />
<br />
 <br />
<br />
Deneme yazarı, olay, olgu, durum ve eşyalarda sıradan insanların eskilerin ifadesiyle ülfet ve ünsiyet perdesiyle göremediği, farkına varamadığı ayrıntıları, dikkat etmediği hususları, incelikleri, güzellikleri, harikaları, olağanın altında yatan olağanüstülükleri görebilen, hissedebilen, düşüncesiyle ve deneyimleriyle onları okuyucular için ilginç görülebilecek şekilde yazıya dökebilen insandır. Sıradan insanın &#8220;baktığı&#8221; şeyi deneme yazarı &#8220;görür&#8221;.Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra Röportaj Makale Eleştiri Haber Yazısı Deneme Gezi Yazısı Söyleşi<br />
<br />
 <br />
<br />
Deneme dilinde çeşitli bilim, felsefe ve sanat dallarına ait terimlere yer vermekten ziyade, halk çoğunluğunun ortak günlük konuşma dilinin düşünce diline dönüştürülmesi çabası hâkimdir. Denemede bilimsel yazılardaki kuruluk ve şematiklik bulunmaz. Düşünce şiirsel, akıcı, samimî bir üslûpla sunulur. Bu bakımdan deneme yazılarının geniş halk yığınlarınca kolayca ve rahatlıkla okunabilme özelliği vardır. Deneme yazarı yazısını yazarken, bir anlamda kendi kendisiyle diyalog içindedir. Kendi zihinsel âleminde düşünce temrinleri yapar.<br />
<br />
 <br />
<br />
Felsefî metinlerde filozof, yazısında kendince sistemini kurduğu felsefî bir anlayışa, sistematik felsefî bir dünya görüşüne bağlı olarak düşüncelerini ortaya koyar. Ortaya koyduğu her metin, kendi felsefî bakış açısının birer açılımı, ayrıntısı mahiyetindedir. Ancak denemede böyle sistematik bir düşünceye bağımlılık zorunluluğu yoktur. Denemecinin yazısında ileri sürdüğü düşünce, herhangi bir felsefe ekolüyle ilintili olmayabilir. Ancak filozof yazısında kurduğu ekole bağlı düşünce üretme çabası içindedir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Klâsik Türk edebiyatındaki münşeât mecmualarındaki yazılar ve Kâtip Çelebi (16091657) gibi yazarlar bir tarafa bırakılırsa, modern anlamda deneme türü, Türk edebiyatında asıl olarak gazete ile birlikte ortaya çıkmaya başlamıştır. İlk özel gazete Tercümanı Ahval (1860)&#8217;in yayın hayatına başlamasından itibaren gazetelerde çıkan değişik yazılar, zamanla ayrı bir tür olan deneme için dil, anlatım ve yaklaşım bakımından zemin oluşturmuşlardır. Tanzimattan itibaren bir süre gazete ve dergilerde &#8220;musâhabe&#8221; üst başlığı altında deneme benzeri yazılar kaleme alınmıştır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
Türk edebiyatında deneme türünde pek çok ürün verilmiştir. Bu tür içine koyabileceğimiz ürünler, genellikle değişik zamanlarda çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazıların bir araya getirilip kitaplaşmış şekilleridir. Bu eserlerde yer alan yazıların bir kısmı, inceleme, eleştiri yazısı olarak da görülebilir. Bunun yanında bir kitapta yer alan yazıların bir kısmı edebiyat, bir kısmı tarih, bir kısmı felsefe, bir kısmı başka konularda olabilmektedir. O bakımdan deneme türü için çok kesin sınıflandırma ve sınırlandırmalar yapılamamaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Türk edebiyatında ilk deneme kitapları arasında Ahmet Haşim&#8217;in Bize Göre (1928), Gurebahanei Laklakan (1928); Ahmet Rasim&#8217;in pek çok yazısı; Mahmut Sadık&#8217;ın Takvimden Yapraklar (1912); Refik Halit Karay&#8217;ın Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikâyet (1944); Falih Rıfkı Atay&#8217;ın Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İnanç (1965), Pazar Konuşmaları (1966), Kurtuluş (1966), Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak mümkündür.<br />
<br />
 <br />
<br />
Türk edebiyatında deneme türü, genellikle şair, romancı ya da hikâyeci kimliği öne çıkan sanatçılar tarafından ortaya konan ürünlerden oluşmaktadır. Birinci derecedeki vasfı &#8220;denemeci&#8221; olan yazar sayısı oldukça azdır. Nurullah Ataç (18981957), Sabahattin Eyüboğlu (19081973), Suut Kemal Yetkin (19031980), Mehmet Kaplan (19151986), Nurettin Topçu (19091975), Salah Birsel (1919 ), Vedat Günyol (1912 ), Enis Batur (1952 ), Cemil Meriç (19171987), Mehmet Salihoğlu (1922 ), Uğur Kökden (1934 ), Nermi Uygur (1925 ) bunlardan birkaçıdır.<br />
Aşağıdaki örnek, çağdaş bir deneme yazarımız olan Vedat Günyol&#8217;un bir denemesidir.<br />
<br />
 <br />
<br />
TÜRK&#8217;ÜN MUTLULUĞU: ATATÜRK<br />
<br />
 <br />
<br />
Şeflerin ödevi hayatı sevinç ve istekle karşılamak hususunda uluslarına yol göstermektir&#8221; diyordu Atatürk ölümünden bir yıl önce yabancı bir devletin dışişleri bakanına. Tarihimizde ilk defa gerçekten halka yönelmiş, köylüsüyle elele kurtuluşunun, mutluluğunun destanını yazmış bir devlet adamımızın dünyaya seslenişiydi bu.<br />
<br />
 <br />
<br />
İmparatorluklar kurmuş bunca devlet adamları uluslarına ne getirmişti yağmalar talanlar, sönmüş ocaklar, kinler, her iki yandan göz yaşları ahlar vahlar pahasına kazanılan topraklarla kendi şan şeref edebiyatları, fetih gururları d ışında? Anadolu halkına, köylüsüne ne kazandırmıştı bunca fetihler istilâlar &#8220;hanedan&#8221; gururu, şan şeref tutkuları dışında, hayatı sevinç ve istekle karşılamak için ne yol göstermişlerdi uluslarına?<br />
<br />
 <br />
<br />
Bir Atatürk gösterdi halkına, köylüsüne hayatı sevinç ve istekle karşılamanın, insan gibi yaşamının yolunu. Çünkü bir halk çocuğu, bir halk adamıydı Atatürk. Gücünü zorbalıktan, tanrısal desteklerden değil, halkın güveninden, halka güveninden, sevgisinden alıyordu. Halktan gelmiş, halka yönelmişti.<br />
<br />
 <br />
<br />
Atatürk Türk ulusunun mutluluğunu kendi mutluluğundan ayırmıyordu. O da, her insan gibi mutlu olmak istiyordu elbet. Ama bir başkumandan, bir devlet şefi olarak, tek<br />
<br />
 <br />
<br />
başına mutlu olamayacağını biliyordu. Oysa, tarih bize saraylarına kapanıp halkının köylüsünün dışında mutlu olmaya çalışan nice devlet şefi örneği veriyordu. Atatürk, halkıyla köylüsüyle birlikte mutlu olmak istiyordu. Köylüsü aç, halkı mutsuz yaşarken kendinin mutlu olamıyacağını biliyordu. Bunca rütbeleri, sırmaları şanları şerefleri bırakıp Kurtuluş Savaşına koşmasını nasıl açıklayabiliriz yoksa? Bu savaş, Türkün mutluluğuna açılan ilk kapıydı. Ana yurdu kurtulduktan sonra Türke hayatı sevinç ve istekle karşılamanın yolunu göstermek gerekti. Bu yol batı uygarlığına giden yoldu.<br />
<br />
 <br />
<br />
Türkiye&#8217;nin dramı, batı uygarlığı dışında kalmış bütün geri ülkeler gibi, &#8220;ölmesini bilmiyen şeylerle yaşamasını bilmeyenler arasındaki amansız çatışma&#8221; daydı. Ölmesini bilmiyen şeyler, Türkiye&#8217;yi batı dünyasından en az bir iki yüzyıl geride bıraktıran kör inançlar, yobazlıklar, olumlu bilgi düşmanlığıydı. Yaşamasını bilmeyenlerse, tâ II.Mahmut&#8217;tan bu yana başlayan; ama en iyi neyitli aydınlarımızın bile ölesiye bağlanıp yaşatamadıkları, yaşatmakta direnemedikleri batı uygarlığını yapan bilim kafasıydı.<br />
<br />
 <br />
<br />
Atatürk bu çatışmada ölmesini bilmiyen şeylere karşı yaşaması gerekeni yaşatmaya çalışmış ve bunda büyük ölçüde başarıya ulaşmış tek devlet adamımızdır. Devrimleri tam yaptığına inanacak kadar saf değildi Atatürk. &#8220;Benim yaptığım işler birbirine bağlı ve gerekli şeylerdir. Bana yaptıklarımdan değil yapacaklarımdan söz edin&#8221; derken, devrimlerin tam olmadığını anlatmak istiyordu. Biliyordu ki devrimleri yetersizdi. Ama bu yetersizliklerin yine devrimlerle giderileceğini, devrimlerin yine devrimlerle ayakta kalabileceğini de biliyordu. Onun için de Atatürk, devrimlerini ulusun en dinç, en dinamik bölüğüne, gençliğe emanet etmişti.<br />
<br />
 <br />
<br />
Atatürk ,Türk ulusuna hayatı sevinçle karşılamanın, yani mutluluğunun yolunu göstermiştir. Bu yolda yürümek, bu uğurda ölesiye savaşmak, devrimleri devrimlerle beslemek Türk aydınına düşen en büyük bir görevdir.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Deneme Türünün Özellikleri<br />
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)<br />
<br />
<br />
<br />
Denemeye özgü bir konu türü yoktur. Özgürce seçilen bir konuda, yazarın kendi kendiyle konuşma havası içinde yazdığı yazı türüdür. Yazının konusu yazarın o anda aklına geliveren bir konu görünümündedir. Öğretici ve düşünsel yanı da vardır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Denemenin belirleyici özellikleri nelerdir?<br />
&#8226; Makale gibi düşünsel plânla yazılır. Fakat makaleden kısa yazılardır.<br />
&#8226; Yazar anlattıklarını kanıtlamak zorunda değildir. Bilimselden çok kişisel görüşünü açıklar, okuyucusunu kendisi gibi düşündürme kaygısı yoktur.<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
Serbest düşüncenin ifade alanı ve nesrin bir türü olarak deneme, yazarın gözlemlediği ya da yaşadığı olay, olgu, durum ve izlediği objelerle ya da herhangi bir kavramla ilgili izlenimlerinin herhangi bir plâna bağlı kalmayarak, deliller getirip kanıtlama yoluna gerek duymadan ve kesin hükümler vermeden, tamamen kişisel görüşüyle serbestçe yazıya döktüğü birkaç sayfayı geçmeyen kısa metinlere denir.<br />
Deneme, derin düşünceden çok, kişinin kendi dışındaki nesnelerle herhangi bir konuda gerçek ya da hayalî olarak girdiği diyaloğun ürünüdür.<br />
<br />
 <br />
<br />
Deneme yazarı, olay, olgu, durum ve eşyalarda sıradan insanların eskilerin ifadesiyle ülfet ve ünsiyet perdesiyle göremediği, farkına varamadığı ayrıntıları, dikkat etmediği hususları, incelikleri, güzellikleri, harikaları, olağanın altında yatan olağanüstülükleri görebilen, hissedebilen, düşüncesiyle ve deneyimleriyle onları okuyucular için ilginç görülebilecek şekilde yazıya dökebilen insandır. Sıradan insanın &#8220;baktığı&#8221; şeyi deneme yazarı &#8220;görür&#8221;.Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra Röportaj Makale Eleştiri Haber Yazısı Deneme Gezi Yazısı Söyleşi<br />
<br />
 <br />
<br />
Deneme dilinde çeşitli bilim, felsefe ve sanat dallarına ait terimlere yer vermekten ziyade, halk çoğunluğunun ortak günlük konuşma dilinin düşünce diline dönüştürülmesi çabası hâkimdir. Denemede bilimsel yazılardaki kuruluk ve şematiklik bulunmaz. Düşünce şiirsel, akıcı, samimî bir üslûpla sunulur. Bu bakımdan deneme yazılarının geniş halk yığınlarınca kolayca ve rahatlıkla okunabilme özelliği vardır. Deneme yazarı yazısını yazarken, bir anlamda kendi kendisiyle diyalog içindedir. Kendi zihinsel âleminde düşünce temrinleri yapar.<br />
<br />
 <br />
<br />
Felsefî metinlerde filozof, yazısında kendince sistemini kurduğu felsefî bir anlayışa, sistematik felsefî bir dünya görüşüne bağlı olarak düşüncelerini ortaya koyar. Ortaya koyduğu her metin, kendi felsefî bakış açısının birer açılımı, ayrıntısı mahiyetindedir. Ancak denemede böyle sistematik bir düşünceye bağımlılık zorunluluğu yoktur. Denemecinin yazısında ileri sürdüğü düşünce, herhangi bir felsefe ekolüyle ilintili olmayabilir. Ancak filozof yazısında kurduğu ekole bağlı düşünce üretme çabası içindedir.<br />
<br />
 <br />
<br />
Klâsik Türk edebiyatındaki münşeât mecmualarındaki yazılar ve Kâtip Çelebi (16091657) gibi yazarlar bir tarafa bırakılırsa, modern anlamda deneme türü, Türk edebiyatında asıl olarak gazete ile birlikte ortaya çıkmaya başlamıştır. İlk özel gazete Tercümanı Ahval (1860)&#8217;in yayın hayatına başlamasından itibaren gazetelerde çıkan değişik yazılar, zamanla ayrı bir tür olan deneme için dil, anlatım ve yaklaşım bakımından zemin oluşturmuşlardır. Tanzimattan itibaren bir süre gazete ve dergilerde &#8220;musâhabe&#8221; üst başlığı altında deneme benzeri yazılar kaleme alınmıştır.<br />
<br />
 <br />
<br />
 <br />
<br />
<br />
<br />
 <br />
<br />
Türk edebiyatında deneme türünde pek çok ürün verilmiştir. Bu tür içine koyabileceğimiz ürünler, genellikle değişik zamanlarda çeşitli gazete ve dergilerde yayımlanmış yazıların bir araya getirilip kitaplaşmış şekilleridir. Bu eserlerde yer alan yazıların bir kısmı, inceleme, eleştiri yazısı olarak da görülebilir. Bunun yanında bir kitapta yer alan yazıların bir kısmı edebiyat, bir kısmı tarih, bir kısmı felsefe, bir kısmı başka konularda olabilmektedir. O bakımdan deneme türü için çok kesin sınıflandırma ve sınırlandırmalar yapılamamaktadır.<br />
<br />
 <br />
<br />
Türk edebiyatında ilk deneme kitapları arasında Ahmet Haşim&#8217;in Bize Göre (1928), Gurebahanei Laklakan (1928); Ahmet Rasim&#8217;in pek çok yazısı; Mahmut Sadık&#8217;ın Takvimden Yapraklar (1912); Refik Halit Karay&#8217;ın Bir Avuç Saçma (1939), Bir İçim Su (1931), İlk Adım (1941), Üç Nesil Üç Hayat (1943), Makyajlı Kadın (1943), Tanrıya Şikâyet (1944); Falih Rıfkı Atay&#8217;ın Eski Saat (1933), Niçin Kurtulmak (1953), Çile (1955), İnanç (1965), Pazar Konuşmaları (1966), Kurtuluş (1966), Bayrak (1970) gibi kitaplarını saymak mümkündür.<br />
<br />
 <br />
<br />
Türk edebiyatında deneme türü, genellikle şair, romancı ya da hikâyeci kimliği öne çıkan sanatçılar tarafından ortaya konan ürünlerden oluşmaktadır. Birinci derecedeki vasfı &#8220;denemeci&#8221; olan yazar sayısı oldukça azdır. Nurullah Ataç (18981957), Sabahattin Eyüboğlu (19081973), Suut Kemal Yetkin (19031980), Mehmet Kaplan (19151986), Nurettin Topçu (19091975), Salah Birsel (1919 ), Vedat Günyol (1912 ), Enis Batur (1952 ), Cemil Meriç (19171987), Mehmet Salihoğlu (1922 ), Uğur Kökden (1934 ), Nermi Uygur (1925 ) bunlardan birkaçıdır.<br />
Aşağıdaki örnek, çağdaş bir deneme yazarımız olan Vedat Günyol&#8217;un bir denemesidir.<br />
<br />
 <br />
<br />
TÜRK&#8217;ÜN MUTLULUĞU: ATATÜRK<br />
<br />
 <br />
<br />
Şeflerin ödevi hayatı sevinç ve istekle karşılamak hususunda uluslarına yol göstermektir&#8221; diyordu Atatürk ölümünden bir yıl önce yabancı bir devletin dışişleri bakanına. Tarihimizde ilk defa gerçekten halka yönelmiş, köylüsüyle elele kurtuluşunun, mutluluğunun destanını yazmış bir devlet adamımızın dünyaya seslenişiydi bu.<br />
<br />
 <br />
<br />
İmparatorluklar kurmuş bunca devlet adamları uluslarına ne getirmişti yağmalar talanlar, sönmüş ocaklar, kinler, her iki yandan göz yaşları ahlar vahlar pahasına kazanılan topraklarla kendi şan şeref edebiyatları, fetih gururları d ışında? Anadolu halkına, köylüsüne ne kazandırmıştı bunca fetihler istilâlar &#8220;hanedan&#8221; gururu, şan şeref tutkuları dışında, hayatı sevinç ve istekle karşılamak için ne yol göstermişlerdi uluslarına?<br />
<br />
 <br />
<br />
Bir Atatürk gösterdi halkına, köylüsüne hayatı sevinç ve istekle karşılamanın, insan gibi yaşamının yolunu. Çünkü bir halk çocuğu, bir halk adamıydı Atatürk. Gücünü zorbalıktan, tanrısal desteklerden değil, halkın güveninden, halka güveninden, sevgisinden alıyordu. Halktan gelmiş, halka yönelmişti.<br />
<br />
 <br />
<br />
Atatürk Türk ulusunun mutluluğunu kendi mutluluğundan ayırmıyordu. O da, her insan gibi mutlu olmak istiyordu elbet. Ama bir başkumandan, bir devlet şefi olarak, tek<br />
<br />
 <br />
<br />
başına mutlu olamayacağını biliyordu. Oysa, tarih bize saraylarına kapanıp halkının köylüsünün dışında mutlu olmaya çalışan nice devlet şefi örneği veriyordu. Atatürk, halkıyla köylüsüyle birlikte mutlu olmak istiyordu. Köylüsü aç, halkı mutsuz yaşarken kendinin mutlu olamıyacağını biliyordu. Bunca rütbeleri, sırmaları şanları şerefleri bırakıp Kurtuluş Savaşına koşmasını nasıl açıklayabiliriz yoksa? Bu savaş, Türkün mutluluğuna açılan ilk kapıydı. Ana yurdu kurtulduktan sonra Türke hayatı sevinç ve istekle karşılamanın yolunu göstermek gerekti. Bu yol batı uygarlığına giden yoldu.<br />
<br />
 <br />
<br />
Türkiye&#8217;nin dramı, batı uygarlığı dışında kalmış bütün geri ülkeler gibi, &#8220;ölmesini bilmiyen şeylerle yaşamasını bilmeyenler arasındaki amansız çatışma&#8221; daydı. Ölmesini bilmiyen şeyler, Türkiye&#8217;yi batı dünyasından en az bir iki yüzyıl geride bıraktıran kör inançlar, yobazlıklar, olumlu bilgi düşmanlığıydı. Yaşamasını bilmeyenlerse, tâ II.Mahmut&#8217;tan bu yana başlayan; ama en iyi neyitli aydınlarımızın bile ölesiye bağlanıp yaşatamadıkları, yaşatmakta direnemedikleri batı uygarlığını yapan bilim kafasıydı.<br />
<br />
 <br />
<br />
Atatürk bu çatışmada ölmesini bilmiyen şeylere karşı yaşaması gerekeni yaşatmaya çalışmış ve bunda büyük ölçüde başarıya ulaşmış tek devlet adamımızdır. Devrimleri tam yaptığına inanacak kadar saf değildi Atatürk. &#8220;Benim yaptığım işler birbirine bağlı ve gerekli şeylerdir. Bana yaptıklarımdan değil yapacaklarımdan söz edin&#8221; derken, devrimlerin tam olmadığını anlatmak istiyordu. Biliyordu ki devrimleri yetersizdi. Ama bu yetersizliklerin yine devrimlerle giderileceğini, devrimlerin yine devrimlerle ayakta kalabileceğini de biliyordu. Onun için de Atatürk, devrimlerini ulusun en dinç, en dinamik bölüğüne, gençliğe emanet etmişti.<br />
<br />
 <br />
<br />
Atatürk ,Türk ulusuna hayatı sevinçle karşılamanın, yani mutluluğunun yolunu göstermiştir. Bu yolda yürümek, bu uğurda ölesiye savaşmak, devrimleri devrimlerle beslemek Türk aydınına düşen en büyük bir görevdir.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[makale]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1315</link>
			<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 12:02:48 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1315</guid>
			<description><![CDATA[Makale Türünün Özellikleri<br />
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)<br />
 <br />
Makale, temeli düşünce olan yazı türüdür. Makalede konu sınırlaması yoktur. Bir düşünce, toplumsal bir olay, bilimsel bir gerçek, söz sanatları, plastik sanatlar, makalenin konusu olur. Makaleler bir tezi savunma yazılarıdır. Bu nedenle yapısı, ortaya atılan bir görüş ve bu görüşü destekleyecek düşüncelerle örülür.<br />
 <br />
Makalenin ülkemizde tanınması, gazetenin yayınlanmasıyla olmuştur. Makaleler köşe yazılarındandır. Gazetelerin ilk sayfalarındaki makaleye başmakale denir. Gazetenin başmakalesi genellikle aynı yazar tarafından yazılır. Gazetenin dünya görüşünü ve olaylara bakış açısını belirler. Gazetenin okuyucu sayısı üzerinde de etkilidir. Kimi insanlar, başyazar gazete değiştirdiğinde ya da beğendikleri makale yazarı artık eskisi kadar etkili ve tutarlı yazmadığında gazetelerini değiştirirler. Bu yüzden makale yazmak çok önemlidir. Makale yazarı, okuyucu ile bağını koparmamak zorundadır.<br />
 <br />
  <br />
Makalenin belirleyici özellikleri nelerdir?<br />
&#8226; Düşünsel plânla yazılır.<br />
&#8226; Yazar anlattıklarının doğruluğuna güvenmeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.<br />
&#8226; İşlenen konu kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmalıdır.<br />
&#8226; Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden yararlanmalıdır.<br />
 <br />
Makale türünün Türk Edebiyatı&#8217;ndaki önemli temsilcileri şunlardır: Namık Kemal, Ziya Paşa, Şemseddin Sami, Muallim Naci, Beşir Fuat, Hüseyin Cahit, Fuat Köprülü<br />
Giriş Bölümü : Öne sürülecek sav, görüş ya da düşünce yazının girişinde sergilenir. Makalenin en kısa bölümüdür. Makalenin geneline göre bir iki, paragrafı geçmez. İyi bir giriş makalenin oluşmasını sağlayabilir. Giriş bölümünde, yazıdaki fikir gelişiminin hangi yönde olacağı saptanır. Okuyucu bilgi ve fikir atmosferine yavaş yavaş sokulur.<br />
 <br />
Genellikle okuyucu ilk bakışta bu bölümü okur; sararsa, ilgisini çekerse yazıyı sonuna değin okumaya karar verir. Bu yönden makalelerde girişin çok ustaca ve özenle biçimlendirilmesi gerekir. Bu bölümde konu hiçbir ayrıntıya girmeden ortaya konulur.. Bunun aşırı dolaylamalara kaçılmadan yapılması gerekir. Neyin üzerinde durulacağı, ne hakkında söz söyleneceği bir iki parağraf içinde ortaya konulmalıdır.<br />
 <br />
Gelişme bölümü: Gelişme bölümünde, giriş bölümünde dile getirilen konu açıklanır, makalenin yazış amacı ve bu amaca yönelik bilgi, belge ortaya konularak tez savunulur, antitezler çürütülür. Konu ile ilgili bilgi ve belgelerin ele alınıp işlendiği, konunun genişletildiği ve ortaya konmak istenen fikrin doğruluğuna deliller gösterildiği bölüm, gelişme bölümünü oluşturur (Korkmaz 1995:220). Gelişme bölümü, derlenen, ortaya atılan fikirlerin çeşitli yönlerden genişletilmesi, desteklenmesiyle meydana gelir. Bütün fikir yazılarında olduğu gibi makalede de gelişme bölümünde açıklanacak fikirlerin derli toplu olması lazımdır. Dile getirilen fikirlerin inandırıcı, iddiacı kesin bir karaktere sahip olması için onları uygun yollarla açıklamak, desteklemek ve yerine göre de ispatlamak gerekir.<br />
 <br />
Gelişme bölümü makale yazarının inandırıcı olabilmek için tüm gücünü ortaya koyduğu alandır Bu bölümde ileri sürülen görüşlerin doğruluğunu ispatlamak için kanıtlar gösterilir, karşılaştırmalar yapılır, sayılar ve örnekler verilir. Öne sürülen sav, görüş ya da düşüncenin açımlanması, kanıtlanması bölümü makalenin gövdesini oluşturur. Yazar bu bölümde düşüncelerini açacak, geliştirecek, boyutlandıracaktır. Bunun için de tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme, tanıklama, nesnel verilerden yararlanma gibi yollara sık sık başvuracaktır. Böylece okuyucuyu söylediklerinin doğruluğuna ve geçerliğine inandırmış olacaktır<br />
 <br />
Sonuç Bölümü : Sonuç bölümü; bir bakıma özetleme bölümü sayılabilir. Başta ileri sürülen, sonra açıklanan görüş, sonuç bölümünde -genellikle- bir paragrafta yinelenir. Ama asıl işlev burada yazının etkisinin doruğa ulaştırılmasıdır Ele alınıp işlenen, geliştirilen konunun hükme varıldığı ve o konunun ana fikrini oluşturan kısım sonuç bölümüdür. Bu bölümde yazar söylediklerinin tümünü belli bir sonuca ulaştıracak biçimde bir iki cümle ile sonucu vurgular.<br />
 <br />
Genellikle makale yazarları seçtikleri konu üzerinde söylediklerini bu bölümde bir yargıya dönüştürerek derleyip toparlarlar. Ancak bu bölüm her zaman için gerekli olmayabilir, yazar söylediklerini makalenin gelişme bölümünde iyice aydınlığa kavuşturmuşsa, konuyu dağıtmamışsa, yazısını, ayrıca özetlemeyi amaçlayan bir sonuca bağlamayabilir<br />
 <br />
Makalenin etkili olabilmesinde sadece bu planı uygulamak yeterli değildir. Makaleye işlenen fikre uygun bir başlık atmak gerekir. Makalelere genellikle kısa ve çarpıcı başlıklar konması gerekir. Makalede okuyucunun asıl ilgisini çeken şey, makalenin başlangıç ve sonuç kısımlarıdır Bunun için bu kısımlara anlamlı bir fıkra, çarpıcı bir diyalog veya bir hatıranın yerleştirilmesi makalenin etkili olmasını sağlar.<br />
 <br />
Makale yazmak uzun bir araştırma ve bilgi toplama aşaması gerektirir. Bu yüzden süre olarak sabır ister. Yazmaya başlamadan önce, makale yazılacak konu ile ilgili olarak geniş bir araştırma yapmak, tüm kaynakları taramak, bilgi fişleri oluşturmak gerekir.<br />
 <br />
Batıda çok eski örnekleri bulunan bu tür bizde ilk örneklerini Tanzimat döneminde vermiştir. Şinasinin Agah Efendi ile birlikte çıkardığı ilk özel gazete Tercüman-i Ahvalin ilk sayısında yayınlanan Mukaddime ( ön söz ) başlıklı yazı bizde ilk makale olarak kabul edilir. Ancak bu makale bugünkü anlamda çağdaş makalenin tüm özelliklerine sahip değildir.<br />
 <br />
Gerek Tanzimat döneminde, gerekse Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde yazılan makaleler, eleştiri- polemik karışımı ürünler olduğundan gerçek anlamda makale türünden uzaktırlar. Bu tür bizde ancak cumhuriyet döneminde çağdaş bir kimlik kazanmıştır bu gün bir çok yazar ve bilim adamı çeşitli konularda ve çeşitli dergi ve gazetelere bu türde yazılar yazmaktadır<br />
 <br />
Bu alanda ilk ünlülerimiz ise Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Hüseyin Cahit, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabidir.<br />
Sohbet ile Makale Arasındaki Farklar :<br />
<br />
sohbet ile makale arasındaki farkları üç madde etrafında toplamaktadır:<br />
1 - Makalenin konuyu derinlemesine incelemesine karşılık, sohbetlerde konu yüzeyden incelenir.<br />
2 - Makalelerde işlenen fikir savunularak ispatlanır. Sohbetlerde ise, ispat gayesi yoktur.<br />
3 - Makalelerde daha ciddi ve sağlam ilim dili kullanıldığı halde, sohbetlerde samimi bir konuşma dili kullanılır. <br />
Makale ile Fıkra Arasındaki Farklar:<br />
1 - Makale yazarı ele aldığı fikirleri bilimsel bir yaklaşımla incelerken fıkra yazarı yazarı kişisel görüşle ele alıp inceler.<br />
2 - Makalede yazar fikirlerini kanıtlamak zorundadır. Bunun için sağlam güçlü kanıtlar göstermesi gerekir. <br />
3 - Fıkrada ise böyle bir zorunluluk yoktur. Fıkra yazarı isterse ispatlama yoluna gider isterse gitmez, her türlü örneği kul1anabilir.<br />
4 - Makale bilimsel bir yazı olduğu için resmi ve ciddi bir anlatım kul1anılır. Fıkrada ise samimi, rahat ve içten bir anlatım vardır.<br />
Makale ile Deneme Arasındaki Fark<br />
<br />
Denemeci özgürce seçtiği bir konu üzerinde kişisel görüşlerini okurlarıyla dostça paylaşırken okuyucuyu düşündürme amacı taşır. Yazınsal bir dil kullanarak toplumun geneline hitap eder.<br />
Makaleci ise öğretmeyi, bilgilendirmeyi amaçladığı için bilimsel belge, anket ve istatistikler gibi verilerle savını kanıtlama yoluna gider. Bilimsel ve terimsel bir dil kullanarak konuyla doğrudan ilgisi olan sınırlı bir okura seslenir.<br />
Küresel Çevre Kirlenmesi<br />
Günümüzün dünyasında çevre kirliliği, tüm gezegeni kaplayan boyutlara ulaşmış durumda. Dünyanın birçok bölgesinde insanlar, çevre felaketine karşı korumasız, nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz bir yaşam sürmektedir. Bilim adamları ise bu olumsuzlukların devamı halinde dünyadaki tüm canlıların ciddi biçimde tehdit altında olduğunu vurguluyorlar.<br />
 <br />
Halbuki insanoğlunun gelişimi başlarda yaşam ve doğal çevre ile uyum içinde sürmüştür. Ancak dünyadaki toplumsal ve teknolojik gelişmelerin hızla artışı karşısında ekolojik sistemin bu hassas dengesi giderek bozulmuştur. Bu tehlikeli gelişmenin seyircisi durumunda olan insanlık ise dünyada dengeli bir çevrenin korunamaması halinde tüm canlıların varlığının sürmesinin olanaksızlığını acaba ne zaman anlayacak?<br />
 <br />
Bu yılın yaz başlarında başlayan yağmur dönemi dünyayı etkisi altına aldı. Barajları, setleri ve köprüleri yıkan seller ölümcül sonuçlara yol açtı. Bir süre önce Trabzon&#8217;da yaklaşık üç saat süren yağmur, Sürmene ilçesi ve haritadan silinen Beşköy beldesinde büyük mal ve can kaybına neden oldu, ocakları söndürdü&#8230;Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra Röportaj Makale Eleştiri Haber Yazısı Deneme Gezi Yazısı Söyleşi<br />
 <br />
Yağışların etkili olduğu bir başka ülke olan Çin&#8217;in birçok bölgesinde barajlar yıkıldı. Harekete geçirilen askeri birlikler setleri yıkarak sel sularının kırsal kesime yayılmasını sağlamaya çalıştılar. Sel, eylülün ortasında da Meksika&#8217;nın Chiapas eyaletinin Valdivia köyünü yok etti.<br />
 <br />
Dünyadaki benzer sel baskınlarının verdiği zararlar ürkütücü boyutlara ulaştı. 240 milyon kişiyi etkilediği söylenen bu yazın selleri, resmi açıklamalara göre şimdiye kadar 2 binin üzerinde insanın ve sayısı bilinmeyen diğer canlıların yaşamlarına mal oldu. Yaklaşık 14 milyon kişi evini terk etmek zornuda kaldı. Bu durum, insana, Çinlilerin &#8220;Su ile şaka olmaz&#8221; özdeyişini hatırlatıyor.<br />
 <br />
Gün geçmiyor ki çevre felaketi haberlerde yer almasın. Büyük Okyanus&#8217;ta 30 metreye kadar yükselen dalgalar sahilleri yerle bir etti. Deniz dibindeki deprem ya da yanardağların patlamasından meydana geldiği söylenen bu dev dalgalara karşı uyarı ağları da para etmiyor. Hatırlanacağı gibu bu dev dalgalar, 1993&#8242;te Endonezya&#8217;da bir adanın tamamını kapladı ve 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Yine Gine&#8217;de yaşamını yitirenlerin sayısı ise 3 bini aştı.<br />
 <br />
Dev dalgalara yol açan depremin merkezi Büyük Okyonus&#8217;ta idi. Ama yer kabuğu, dünyanın başka bölgelerinde harekete geçecek şekilde etki alanını genişletti. Örneğin haziran başında başlayan depremlerin, dünyanın dört bir yanını salladığı ortaya çıktı. Ülkemiz de bundan nasibini aldı. Bu ve buna benzer felaketler bize, geleceğimizi bu günden tahmin etmenin olanaksızlığını gösteriyor. Ozondaki delinme ve hava kirliliğinin yaşamda olumsuzluklara neden olabileceği ve doğal yaşamın temellerini dinamitleyeceğini küresel gözlükle niçin göremiyoruz?<br />
Küresel çevre sorunlarının çözümü konusunda her ülkenin, çağdaş yöntemlerle halkını bilgilendirmesi bir vazife olmalıdır. Sanayinin kent içinden uzaklaştırılmasına ve milli parkların gereği gibi korunup doğal hali ile tutularak toplumun yararlandırılmasına öncelik verilmelidir.<br />
 <br />
Üçbinlinli yılların insanları için, doğayla çok daha büyük uyum içinde yaşanacak rüzgârgüneş enerjisinden yararlanacak doğal konut yapımına geçilemez mi? Bu sahada yeni arayışlar içinde olmalıyız. Doğanın intikamının daha büyük olmaması ve acının yoksul ülkelere çektirilmemesi için insanların bir an önce kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.<br />
Ölümcül etkileri yıllardır sürmekte olan &#8216;Çernobil&#8217; olayından kim sorumlu? Bugün &#8216;Çernobil&#8217;den on misli daha tehlikeli olacak, radyoaktif artıkların bulunduğu söylenen Sibirya&#8217;nın batısındaki Karaçay Gölü, bir saatli bombadan farksızdır. Gölün altında, yaklaşık yüz metre derinlikte beş milyon metreküp radyoaktif tozlardan oluşan kütlenin varlığı bilinmektedir.<br />
İnsanların yazgıları ile ilgili dehşet dolu olası tehlikelere karşı evrensel yurttaş girişimlerinin etkinliği attırılmalıdır.<br />
 <br />
Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, bu gezegeni gelecek kuşaklara kirli ve çirkin bırakmaya hakkımız var mı? Geleceğe bir borcumuz yok mu? Hatalarımızın bedelini henüz doğmamışlara ödetmemeliyiz. <br />
 <br />
Doğa ananın yasalarına yeterince duyarlılık göstermeli ve doğal afetlerini ciddiye almalıyız. Doğal zenginliklerle dolu olması gereken bir dünyadan daha fazla yoksun olmamalıyız.<br />
 <br />
(Şaban Ali Yaşaroğlu, Cumhuriyet, 3 Ekim 1998)<br />
 <br />
Öğretici düzyazının bir türü olan makale, bir düşünür, bilim adamı ya da araştırmacının seçtiği bir konuda kendi duygu ve düşüncelerini delil, bilgi, bulgu, belge ve diğer kaynaklardan da yararlanarak açıkladığı ve kesin yargılarla sonuca ulaştığı yazı türüdür.<br />
 <br />
Makaleler, muhtevasını belirleyen konularına göre birçok türe ayrılır. Örneğin resim, müzik, tiyatro gibi sanat dallarını ele alan makalelere sanat makalesi, ulusal ya da uluslararası politika konularını irdeleyen yazılara politik makale, askerlikle ilgili bir konuyu işleyen yazıya askerî makale, psikolojik konulara değinen yazılara psikolojik makale, bir bilim dalıyla ilgili makalelere bilimsel makale, dinî konuları i şleyen yazılara da dinî makale denir.<br />
 <br />
Makaleler genellikle gazetelerde, popüler ve bilimsel dergilerde yayımlanır. Gazetelerin çoğunlukla ilk sayfasında yer alan ve o gazetenin genel fikrî yapısını temsil eden yazılara başmakale, bu yazıyı yazan kişiye de başyazar denir.<br />
 <br />
Türk edebiyatında ilk makaleyi, İbrahim Şinasî ilk sayısı 22 Ekim 1860&#8242;ta çıkan Tercümanı Ahval gazetesinde yayımlamıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Makale Türünün Özellikleri<br />
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)<br />
 <br />
Makale, temeli düşünce olan yazı türüdür. Makalede konu sınırlaması yoktur. Bir düşünce, toplumsal bir olay, bilimsel bir gerçek, söz sanatları, plastik sanatlar, makalenin konusu olur. Makaleler bir tezi savunma yazılarıdır. Bu nedenle yapısı, ortaya atılan bir görüş ve bu görüşü destekleyecek düşüncelerle örülür.<br />
 <br />
Makalenin ülkemizde tanınması, gazetenin yayınlanmasıyla olmuştur. Makaleler köşe yazılarındandır. Gazetelerin ilk sayfalarındaki makaleye başmakale denir. Gazetenin başmakalesi genellikle aynı yazar tarafından yazılır. Gazetenin dünya görüşünü ve olaylara bakış açısını belirler. Gazetenin okuyucu sayısı üzerinde de etkilidir. Kimi insanlar, başyazar gazete değiştirdiğinde ya da beğendikleri makale yazarı artık eskisi kadar etkili ve tutarlı yazmadığında gazetelerini değiştirirler. Bu yüzden makale yazmak çok önemlidir. Makale yazarı, okuyucu ile bağını koparmamak zorundadır.<br />
 <br />
  <br />
Makalenin belirleyici özellikleri nelerdir?<br />
&#8226; Düşünsel plânla yazılır.<br />
&#8226; Yazar anlattıklarının doğruluğuna güvenmeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.<br />
&#8226; İşlenen konu kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmalıdır.<br />
&#8226; Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden yararlanmalıdır.<br />
 <br />
Makale türünün Türk Edebiyatı&#8217;ndaki önemli temsilcileri şunlardır: Namık Kemal, Ziya Paşa, Şemseddin Sami, Muallim Naci, Beşir Fuat, Hüseyin Cahit, Fuat Köprülü<br />
Giriş Bölümü : Öne sürülecek sav, görüş ya da düşünce yazının girişinde sergilenir. Makalenin en kısa bölümüdür. Makalenin geneline göre bir iki, paragrafı geçmez. İyi bir giriş makalenin oluşmasını sağlayabilir. Giriş bölümünde, yazıdaki fikir gelişiminin hangi yönde olacağı saptanır. Okuyucu bilgi ve fikir atmosferine yavaş yavaş sokulur.<br />
 <br />
Genellikle okuyucu ilk bakışta bu bölümü okur; sararsa, ilgisini çekerse yazıyı sonuna değin okumaya karar verir. Bu yönden makalelerde girişin çok ustaca ve özenle biçimlendirilmesi gerekir. Bu bölümde konu hiçbir ayrıntıya girmeden ortaya konulur.. Bunun aşırı dolaylamalara kaçılmadan yapılması gerekir. Neyin üzerinde durulacağı, ne hakkında söz söyleneceği bir iki parağraf içinde ortaya konulmalıdır.<br />
 <br />
Gelişme bölümü: Gelişme bölümünde, giriş bölümünde dile getirilen konu açıklanır, makalenin yazış amacı ve bu amaca yönelik bilgi, belge ortaya konularak tez savunulur, antitezler çürütülür. Konu ile ilgili bilgi ve belgelerin ele alınıp işlendiği, konunun genişletildiği ve ortaya konmak istenen fikrin doğruluğuna deliller gösterildiği bölüm, gelişme bölümünü oluşturur (Korkmaz 1995:220). Gelişme bölümü, derlenen, ortaya atılan fikirlerin çeşitli yönlerden genişletilmesi, desteklenmesiyle meydana gelir. Bütün fikir yazılarında olduğu gibi makalede de gelişme bölümünde açıklanacak fikirlerin derli toplu olması lazımdır. Dile getirilen fikirlerin inandırıcı, iddiacı kesin bir karaktere sahip olması için onları uygun yollarla açıklamak, desteklemek ve yerine göre de ispatlamak gerekir.<br />
 <br />
Gelişme bölümü makale yazarının inandırıcı olabilmek için tüm gücünü ortaya koyduğu alandır Bu bölümde ileri sürülen görüşlerin doğruluğunu ispatlamak için kanıtlar gösterilir, karşılaştırmalar yapılır, sayılar ve örnekler verilir. Öne sürülen sav, görüş ya da düşüncenin açımlanması, kanıtlanması bölümü makalenin gövdesini oluşturur. Yazar bu bölümde düşüncelerini açacak, geliştirecek, boyutlandıracaktır. Bunun için de tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme, tanıklama, nesnel verilerden yararlanma gibi yollara sık sık başvuracaktır. Böylece okuyucuyu söylediklerinin doğruluğuna ve geçerliğine inandırmış olacaktır<br />
 <br />
Sonuç Bölümü : Sonuç bölümü; bir bakıma özetleme bölümü sayılabilir. Başta ileri sürülen, sonra açıklanan görüş, sonuç bölümünde -genellikle- bir paragrafta yinelenir. Ama asıl işlev burada yazının etkisinin doruğa ulaştırılmasıdır Ele alınıp işlenen, geliştirilen konunun hükme varıldığı ve o konunun ana fikrini oluşturan kısım sonuç bölümüdür. Bu bölümde yazar söylediklerinin tümünü belli bir sonuca ulaştıracak biçimde bir iki cümle ile sonucu vurgular.<br />
 <br />
Genellikle makale yazarları seçtikleri konu üzerinde söylediklerini bu bölümde bir yargıya dönüştürerek derleyip toparlarlar. Ancak bu bölüm her zaman için gerekli olmayabilir, yazar söylediklerini makalenin gelişme bölümünde iyice aydınlığa kavuşturmuşsa, konuyu dağıtmamışsa, yazısını, ayrıca özetlemeyi amaçlayan bir sonuca bağlamayabilir<br />
 <br />
Makalenin etkili olabilmesinde sadece bu planı uygulamak yeterli değildir. Makaleye işlenen fikre uygun bir başlık atmak gerekir. Makalelere genellikle kısa ve çarpıcı başlıklar konması gerekir. Makalede okuyucunun asıl ilgisini çeken şey, makalenin başlangıç ve sonuç kısımlarıdır Bunun için bu kısımlara anlamlı bir fıkra, çarpıcı bir diyalog veya bir hatıranın yerleştirilmesi makalenin etkili olmasını sağlar.<br />
 <br />
Makale yazmak uzun bir araştırma ve bilgi toplama aşaması gerektirir. Bu yüzden süre olarak sabır ister. Yazmaya başlamadan önce, makale yazılacak konu ile ilgili olarak geniş bir araştırma yapmak, tüm kaynakları taramak, bilgi fişleri oluşturmak gerekir.<br />
 <br />
Batıda çok eski örnekleri bulunan bu tür bizde ilk örneklerini Tanzimat döneminde vermiştir. Şinasinin Agah Efendi ile birlikte çıkardığı ilk özel gazete Tercüman-i Ahvalin ilk sayısında yayınlanan Mukaddime ( ön söz ) başlıklı yazı bizde ilk makale olarak kabul edilir. Ancak bu makale bugünkü anlamda çağdaş makalenin tüm özelliklerine sahip değildir.<br />
 <br />
Gerek Tanzimat döneminde, gerekse Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde yazılan makaleler, eleştiri- polemik karışımı ürünler olduğundan gerçek anlamda makale türünden uzaktırlar. Bu tür bizde ancak cumhuriyet döneminde çağdaş bir kimlik kazanmıştır bu gün bir çok yazar ve bilim adamı çeşitli konularda ve çeşitli dergi ve gazetelere bu türde yazılar yazmaktadır<br />
 <br />
Bu alanda ilk ünlülerimiz ise Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Hüseyin Cahit, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabidir.<br />
Sohbet ile Makale Arasındaki Farklar :<br />
<br />
sohbet ile makale arasındaki farkları üç madde etrafında toplamaktadır:<br />
1 - Makalenin konuyu derinlemesine incelemesine karşılık, sohbetlerde konu yüzeyden incelenir.<br />
2 - Makalelerde işlenen fikir savunularak ispatlanır. Sohbetlerde ise, ispat gayesi yoktur.<br />
3 - Makalelerde daha ciddi ve sağlam ilim dili kullanıldığı halde, sohbetlerde samimi bir konuşma dili kullanılır. <br />
Makale ile Fıkra Arasındaki Farklar:<br />
1 - Makale yazarı ele aldığı fikirleri bilimsel bir yaklaşımla incelerken fıkra yazarı yazarı kişisel görüşle ele alıp inceler.<br />
2 - Makalede yazar fikirlerini kanıtlamak zorundadır. Bunun için sağlam güçlü kanıtlar göstermesi gerekir. <br />
3 - Fıkrada ise böyle bir zorunluluk yoktur. Fıkra yazarı isterse ispatlama yoluna gider isterse gitmez, her türlü örneği kul1anabilir.<br />
4 - Makale bilimsel bir yazı olduğu için resmi ve ciddi bir anlatım kul1anılır. Fıkrada ise samimi, rahat ve içten bir anlatım vardır.<br />
Makale ile Deneme Arasındaki Fark<br />
<br />
Denemeci özgürce seçtiği bir konu üzerinde kişisel görüşlerini okurlarıyla dostça paylaşırken okuyucuyu düşündürme amacı taşır. Yazınsal bir dil kullanarak toplumun geneline hitap eder.<br />
Makaleci ise öğretmeyi, bilgilendirmeyi amaçladığı için bilimsel belge, anket ve istatistikler gibi verilerle savını kanıtlama yoluna gider. Bilimsel ve terimsel bir dil kullanarak konuyla doğrudan ilgisi olan sınırlı bir okura seslenir.<br />
Küresel Çevre Kirlenmesi<br />
Günümüzün dünyasında çevre kirliliği, tüm gezegeni kaplayan boyutlara ulaşmış durumda. Dünyanın birçok bölgesinde insanlar, çevre felaketine karşı korumasız, nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz bir yaşam sürmektedir. Bilim adamları ise bu olumsuzlukların devamı halinde dünyadaki tüm canlıların ciddi biçimde tehdit altında olduğunu vurguluyorlar.<br />
 <br />
Halbuki insanoğlunun gelişimi başlarda yaşam ve doğal çevre ile uyum içinde sürmüştür. Ancak dünyadaki toplumsal ve teknolojik gelişmelerin hızla artışı karşısında ekolojik sistemin bu hassas dengesi giderek bozulmuştur. Bu tehlikeli gelişmenin seyircisi durumunda olan insanlık ise dünyada dengeli bir çevrenin korunamaması halinde tüm canlıların varlığının sürmesinin olanaksızlığını acaba ne zaman anlayacak?<br />
 <br />
Bu yılın yaz başlarında başlayan yağmur dönemi dünyayı etkisi altına aldı. Barajları, setleri ve köprüleri yıkan seller ölümcül sonuçlara yol açtı. Bir süre önce Trabzon&#8217;da yaklaşık üç saat süren yağmur, Sürmene ilçesi ve haritadan silinen Beşköy beldesinde büyük mal ve can kaybına neden oldu, ocakları söndürdü&#8230;Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra Röportaj Makale Eleştiri Haber Yazısı Deneme Gezi Yazısı Söyleşi<br />
 <br />
Yağışların etkili olduğu bir başka ülke olan Çin&#8217;in birçok bölgesinde barajlar yıkıldı. Harekete geçirilen askeri birlikler setleri yıkarak sel sularının kırsal kesime yayılmasını sağlamaya çalıştılar. Sel, eylülün ortasında da Meksika&#8217;nın Chiapas eyaletinin Valdivia köyünü yok etti.<br />
 <br />
Dünyadaki benzer sel baskınlarının verdiği zararlar ürkütücü boyutlara ulaştı. 240 milyon kişiyi etkilediği söylenen bu yazın selleri, resmi açıklamalara göre şimdiye kadar 2 binin üzerinde insanın ve sayısı bilinmeyen diğer canlıların yaşamlarına mal oldu. Yaklaşık 14 milyon kişi evini terk etmek zornuda kaldı. Bu durum, insana, Çinlilerin &#8220;Su ile şaka olmaz&#8221; özdeyişini hatırlatıyor.<br />
 <br />
Gün geçmiyor ki çevre felaketi haberlerde yer almasın. Büyük Okyanus&#8217;ta 30 metreye kadar yükselen dalgalar sahilleri yerle bir etti. Deniz dibindeki deprem ya da yanardağların patlamasından meydana geldiği söylenen bu dev dalgalara karşı uyarı ağları da para etmiyor. Hatırlanacağı gibu bu dev dalgalar, 1993&#8242;te Endonezya&#8217;da bir adanın tamamını kapladı ve 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Yine Gine&#8217;de yaşamını yitirenlerin sayısı ise 3 bini aştı.<br />
 <br />
Dev dalgalara yol açan depremin merkezi Büyük Okyonus&#8217;ta idi. Ama yer kabuğu, dünyanın başka bölgelerinde harekete geçecek şekilde etki alanını genişletti. Örneğin haziran başında başlayan depremlerin, dünyanın dört bir yanını salladığı ortaya çıktı. Ülkemiz de bundan nasibini aldı. Bu ve buna benzer felaketler bize, geleceğimizi bu günden tahmin etmenin olanaksızlığını gösteriyor. Ozondaki delinme ve hava kirliliğinin yaşamda olumsuzluklara neden olabileceği ve doğal yaşamın temellerini dinamitleyeceğini küresel gözlükle niçin göremiyoruz?<br />
Küresel çevre sorunlarının çözümü konusunda her ülkenin, çağdaş yöntemlerle halkını bilgilendirmesi bir vazife olmalıdır. Sanayinin kent içinden uzaklaştırılmasına ve milli parkların gereği gibi korunup doğal hali ile tutularak toplumun yararlandırılmasına öncelik verilmelidir.<br />
 <br />
Üçbinlinli yılların insanları için, doğayla çok daha büyük uyum içinde yaşanacak rüzgârgüneş enerjisinden yararlanacak doğal konut yapımına geçilemez mi? Bu sahada yeni arayışlar içinde olmalıyız. Doğanın intikamının daha büyük olmaması ve acının yoksul ülkelere çektirilmemesi için insanların bir an önce kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.<br />
Ölümcül etkileri yıllardır sürmekte olan &#8216;Çernobil&#8217; olayından kim sorumlu? Bugün &#8216;Çernobil&#8217;den on misli daha tehlikeli olacak, radyoaktif artıkların bulunduğu söylenen Sibirya&#8217;nın batısındaki Karaçay Gölü, bir saatli bombadan farksızdır. Gölün altında, yaklaşık yüz metre derinlikte beş milyon metreküp radyoaktif tozlardan oluşan kütlenin varlığı bilinmektedir.<br />
İnsanların yazgıları ile ilgili dehşet dolu olası tehlikelere karşı evrensel yurttaş girişimlerinin etkinliği attırılmalıdır.<br />
 <br />
Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, bu gezegeni gelecek kuşaklara kirli ve çirkin bırakmaya hakkımız var mı? Geleceğe bir borcumuz yok mu? Hatalarımızın bedelini henüz doğmamışlara ödetmemeliyiz. <br />
 <br />
Doğa ananın yasalarına yeterince duyarlılık göstermeli ve doğal afetlerini ciddiye almalıyız. Doğal zenginliklerle dolu olması gereken bir dünyadan daha fazla yoksun olmamalıyız.<br />
 <br />
(Şaban Ali Yaşaroğlu, Cumhuriyet, 3 Ekim 1998)<br />
 <br />
Öğretici düzyazının bir türü olan makale, bir düşünür, bilim adamı ya da araştırmacının seçtiği bir konuda kendi duygu ve düşüncelerini delil, bilgi, bulgu, belge ve diğer kaynaklardan da yararlanarak açıkladığı ve kesin yargılarla sonuca ulaştığı yazı türüdür.<br />
 <br />
Makaleler, muhtevasını belirleyen konularına göre birçok türe ayrılır. Örneğin resim, müzik, tiyatro gibi sanat dallarını ele alan makalelere sanat makalesi, ulusal ya da uluslararası politika konularını irdeleyen yazılara politik makale, askerlikle ilgili bir konuyu işleyen yazıya askerî makale, psikolojik konulara değinen yazılara psikolojik makale, bir bilim dalıyla ilgili makalelere bilimsel makale, dinî konuları i şleyen yazılara da dinî makale denir.<br />
 <br />
Makaleler genellikle gazetelerde, popüler ve bilimsel dergilerde yayımlanır. Gazetelerin çoğunlukla ilk sayfasında yer alan ve o gazetenin genel fikrî yapısını temsil eden yazılara başmakale, bu yazıyı yazan kişiye de başyazar denir.<br />
 <br />
Türk edebiyatında ilk makaleyi, İbrahim Şinasî ilk sayısı 22 Ekim 1860&#8242;ta çıkan Tercümanı Ahval gazetesinde yayımlamıştır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[makale]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1314</link>
			<pubDate>Thu, 17 Apr 2008 12:01:19 +0300</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1314</guid>
			<description><![CDATA[Makale Türünün Özellikleri<br />
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)<br />
 <br />
Makale, temeli düşünce olan yazı türüdür. Makalede konu sınırlaması yoktur. Bir düşünce, toplumsal bir olay, bilimsel bir gerçek, söz sanatları, plastik sanatlar, makalenin konusu olur. Makaleler bir tezi savunma yazılarıdır. Bu nedenle yapısı, ortaya atılan bir görüş ve bu görüşü destekleyecek düşüncelerle örülür.<br />
 <br />
Makalenin ülkemizde tanınması, gazetenin yayınlanmasıyla olmuştur. Makaleler köşe yazılarındandır. Gazetelerin ilk sayfalarındaki makaleye başmakale denir. Gazetenin başmakalesi genellikle aynı yazar tarafından yazılır. Gazetenin dünya görüşünü ve olaylara bakış açısını belirler. Gazetenin okuyucu sayısı üzerinde de etkilidir. Kimi insanlar, başyazar gazete değiştirdiğinde ya da beğendikleri makale yazarı artık eskisi kadar etkili ve tutarlı yazmadığında gazetelerini değiştirirler. Bu yüzden makale yazmak çok önemlidir. Makale yazarı, okuyucu ile bağını koparmamak zorundadır.<br />
 <br />
  <br />
Makalenin belirleyici özellikleri nelerdir?<br />
&#8226; Düşünsel plânla yazılır.<br />
&#8226; Yazar anlattıklarının doğruluğuna güvenmeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.<br />
&#8226; İşlenen konu kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmalıdır.<br />
&#8226; Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden yararlanmalıdır.<br />
 <br />
Makale türünün Türk Edebiyatı&#8217;ndaki önemli temsilcileri şunlardır: Namık Kemal, Ziya Paşa, Şemseddin Sami, Muallim Naci, Beşir Fuat, Hüseyin Cahit, Fuat Köprülü<br />
Giriş Bölümü : Öne sürülecek sav, görüş ya da düşünce yazının girişinde sergilenir. Makalenin en kısa bölümüdür. Makalenin geneline göre bir iki, paragrafı geçmez. İyi bir giriş makalenin oluşmasını sağlayabilir. Giriş bölümünde, yazıdaki fikir gelişiminin hangi yönde olacağı saptanır. Okuyucu bilgi ve fikir atmosferine yavaş yavaş sokulur.<br />
 <br />
Genellikle okuyucu ilk bakışta bu bölümü okur; sararsa, ilgisini çekerse yazıyı sonuna değin okumaya karar verir. Bu yönden makalelerde girişin çok ustaca ve özenle biçimlendirilmesi gerekir. Bu bölümde konu hiçbir ayrıntıya girmeden ortaya konulur.. Bunun aşırı dolaylamalara kaçılmadan yapılması gerekir. Neyin üzerinde durulacağı, ne hakkında söz söyleneceği bir iki parağraf içinde ortaya konulmalıdır.<br />
 <br />
Gelişme bölümü: Gelişme bölümünde, giriş bölümünde dile getirilen konu açıklanır, makalenin yazış amacı ve bu amaca yönelik bilgi, belge ortaya konularak tez savunulur, antitezler çürütülür. Konu ile ilgili bilgi ve belgelerin ele alınıp işlendiği, konunun genişletildiği ve ortaya konmak istenen fikrin doğruluğuna deliller gösterildiği bölüm, gelişme bölümünü oluşturur (Korkmaz 1995:220). Gelişme bölümü, derlenen, ortaya atılan fikirlerin çeşitli yönlerden genişletilmesi, desteklenmesiyle meydana gelir. Bütün fikir yazılarında olduğu gibi makalede de gelişme bölümünde açıklanacak fikirlerin derli toplu olması lazımdır. Dile getirilen fikirlerin inandırıcı, iddiacı kesin bir karaktere sahip olması için onları uygun yollarla açıklamak, desteklemek ve yerine göre de ispatlamak gerekir.<br />
 <br />
Gelişme bölümü makale yazarının inandırıcı olabilmek için tüm gücünü ortaya koyduğu alandır Bu bölümde ileri sürülen görüşlerin doğruluğunu ispatlamak için kanıtlar gösterilir, karşılaştırmalar yapılır, sayılar ve örnekler verilir. Öne sürülen sav, görüş ya da düşüncenin açımlanması, kanıtlanması bölümü makalenin gövdesini oluşturur. Yazar bu bölümde düşüncelerini açacak, geliştirecek, boyutlandıracaktır. Bunun için de tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme, tanıklama, nesnel verilerden yararlanma gibi yollara sık sık başvuracaktır. Böylece okuyucuyu söylediklerinin doğruluğuna ve geçerliğine inandırmış olacaktır<br />
 <br />
Sonuç Bölümü : Sonuç bölümü; bir bakıma özetleme bölümü sayılabilir. Başta ileri sürülen, sonra açıklanan görüş, sonuç bölümünde -genellikle- bir paragrafta yinelenir. Ama asıl işlev burada yazının etkisinin doruğa ulaştırılmasıdır Ele alınıp işlenen, geliştirilen konunun hükme varıldığı ve o konunun ana fikrini oluşturan kısım sonuç bölümüdür. Bu bölümde yazar söylediklerinin tümünü belli bir sonuca ulaştıracak biçimde bir iki cümle ile sonucu vurgular.<br />
 <br />
Genellikle makale yazarları seçtikleri konu üzerinde söylediklerini bu bölümde bir yargıya dönüştürerek derleyip toparlarlar. Ancak bu bölüm her zaman için gerekli olmayabilir, yazar söylediklerini makalenin gelişme bölümünde iyice aydınlığa kavuşturmuşsa, konuyu dağıtmamışsa, yazısını, ayrıca özetlemeyi amaçlayan bir sonuca bağlamayabilir<br />
 <br />
Makalenin etkili olabilmesinde sadece bu planı uygulamak yeterli değildir. Makaleye işlenen fikre uygun bir başlık atmak gerekir. Makalelere genellikle kısa ve çarpıcı başlıklar konması gerekir. Makalede okuyucunun asıl ilgisini çeken şey, makalenin başlangıç ve sonuç kısımlarıdır Bunun için bu kısımlara anlamlı bir fıkra, çarpıcı bir diyalog veya bir hatıranın yerleştirilmesi makalenin etkili olmasını sağlar.<br />
 <br />
Makale yazmak uzun bir araştırma ve bilgi toplama aşaması gerektirir. Bu yüzden süre olarak sabır ister. Yazmaya başlamadan önce, makale yazılacak konu ile ilgili olarak geniş bir araştırma yapmak, tüm kaynakları taramak, bilgi fişleri oluşturmak gerekir.<br />
 <br />
Batıda çok eski örnekleri bulunan bu tür bizde ilk örneklerini Tanzimat döneminde vermiştir. Şinasinin Agah Efendi ile birlikte çıkardığı ilk özel gazete Tercüman-i Ahvalin ilk sayısında yayınlanan Mukaddime ( ön söz ) başlıklı yazı bizde ilk makale olarak kabul edilir. Ancak bu makale bugünkü anlamda çağdaş makalenin tüm özelliklerine sahip değildir.<br />
 <br />
Gerek Tanzimat döneminde, gerekse Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde yazılan makaleler, eleştiri- polemik karışımı ürünler olduğundan gerçek anlamda makale türünden uzaktırlar. Bu tür bizde ancak cumhuriyet döneminde çağdaş bir kimlik kazanmıştır bu gün bir çok yazar ve bilim adamı çeşitli konularda ve çeşitli dergi ve gazetelere bu türde yazılar yazmaktadır<br />
 <br />
Bu alanda ilk ünlülerimiz ise Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Hüseyin Cahit, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabidir.<br />
Sohbet ile Makale Arasındaki Farklar :<br />
<br />
sohbet ile makale arasındaki farkları üç madde etrafında toplamaktadır:<br />
1 - Makalenin konuyu derinlemesine incelemesine karşılık, sohbetlerde konu yüzeyden incelenir.<br />
2 - Makalelerde işlenen fikir savunularak ispatlanır. Sohbetlerde ise, ispat gayesi yoktur.<br />
3 - Makalelerde daha ciddi ve sağlam ilim dili kullanıldığı halde, sohbetlerde samimi bir konuşma dili kullanılır. <br />
Makale ile Fıkra Arasındaki Farklar:<br />
1 - Makale yazarı ele aldığı fikirleri bilimsel bir yaklaşımla incelerken fıkra yazarı yazarı kişisel görüşle ele alıp inceler.<br />
2 - Makalede yazar fikirlerini kanıtlamak zorundadır. Bunun için sağlam güçlü kanıtlar göstermesi gerekir. <br />
3 - Fıkrada ise böyle bir zorunluluk yoktur. Fıkra yazarı isterse ispatlama yoluna gider isterse gitmez, her türlü örneği kul1anabilir.<br />
4 - Makale bilimsel bir yazı olduğu için resmi ve ciddi bir anlatım kul1anılır. Fıkrada ise samimi, rahat ve içten bir anlatım vardır.<br />
Makale ile Deneme Arasındaki Fark<br />
<br />
Denemeci özgürce seçtiği bir konu üzerinde kişisel görüşlerini okurlarıyla dostça paylaşırken okuyucuyu düşündürme amacı taşır. Yazınsal bir dil kullanarak toplumun geneline hitap eder.<br />
Makaleci ise öğretmeyi, bilgilendirmeyi amaçladığı için bilimsel belge, anket ve istatistikler gibi verilerle savını kanıtlama yoluna gider. Bilimsel ve terimsel bir dil kullanarak konuyla doğrudan ilgisi olan sınırlı bir okura seslenir.<br />
Küresel Çevre Kirlenmesi<br />
Günümüzün dünyasında çevre kirliliği, tüm gezegeni kaplayan boyutlara ulaşmış durumda. Dünyanın birçok bölgesinde insanlar, çevre felaketine karşı korumasız, nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz bir yaşam sürmektedir. Bilim adamları ise bu olumsuzlukların devamı halinde dünyadaki tüm canlıların ciddi biçimde tehdit altında olduğunu vurguluyorlar.<br />
 <br />
Halbuki insanoğlunun gelişimi başlarda yaşam ve doğal çevre ile uyum içinde sürmüştür. Ancak dünyadaki toplumsal ve teknolojik gelişmelerin hızla artışı karşısında ekolojik sistemin bu hassas dengesi giderek bozulmuştur. Bu tehlikeli gelişmenin seyircisi durumunda olan insanlık ise dünyada dengeli bir çevrenin korunamaması halinde tüm canlıların varlığının sürmesinin olanaksızlığını acaba ne zaman anlayacak?<br />
 <br />
Bu yılın yaz başlarında başlayan yağmur dönemi dünyayı etkisi altına aldı. Barajları, setleri ve köprüleri yıkan seller ölümcül sonuçlara yol açtı. Bir süre önce Trabzon&#8217;da yaklaşık üç saat süren yağmur, Sürmene ilçesi ve haritadan silinen Beşköy beldesinde büyük mal ve can kaybına neden oldu, ocakları söndürdü&#8230;Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra Röportaj Makale Eleştiri Haber Yazısı Deneme Gezi Yazısı Söyleşi<br />
 <br />
Yağışların etkili olduğu bir başka ülke olan Çin&#8217;in birçok bölgesinde barajlar yıkıldı. Harekete geçirilen askeri birlikler setleri yıkarak sel sularının kırsal kesime yayılmasını sağlamaya çalıştılar. Sel, eylülün ortasında da Meksika&#8217;nın Chiapas eyaletinin Valdivia köyünü yok etti.<br />
 <br />
Dünyadaki benzer sel baskınlarının verdiği zararlar ürkütücü boyutlara ulaştı. 240 milyon kişiyi etkilediği söylenen bu yazın selleri, resmi açıklamalara göre şimdiye kadar 2 binin üzerinde insanın ve sayısı bilinmeyen diğer canlıların yaşamlarına mal oldu. Yaklaşık 14 milyon kişi evini terk etmek zornuda kaldı. Bu durum, insana, Çinlilerin &#8220;Su ile şaka olmaz&#8221; özdeyişini hatırlatıyor.<br />
 <br />
Gün geçmiyor ki çevre felaketi haberlerde yer almasın. Büyük Okyanus&#8217;ta 30 metreye kadar yükselen dalgalar sahilleri yerle bir etti. Deniz dibindeki deprem ya da yanardağların patlamasından meydana geldiği söylenen bu dev dalgalara karşı uyarı ağları da para etmiyor. Hatırlanacağı gibu bu dev dalgalar, 1993&#8242;te Endonezya&#8217;da bir adanın tamamını kapladı ve 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Yine Gine&#8217;de yaşamını yitirenlerin sayısı ise 3 bini aştı.<br />
 <br />
Dev dalgalara yol açan depremin merkezi Büyük Okyonus&#8217;ta idi. Ama yer kabuğu, dünyanın başka bölgelerinde harekete geçecek şekilde etki alanını genişletti. Örneğin haziran başında başlayan depremlerin, dünyanın dört bir yanını salladığı ortaya çıktı. Ülkemiz de bundan nasibini aldı. Bu ve buna benzer felaketler bize, geleceğimizi bu günden tahmin etmenin olanaksızlığını gösteriyor. Ozondaki delinme ve hava kirliliğinin yaşamda olumsuzluklara neden olabileceği ve doğal yaşamın temellerini dinamitleyeceğini küresel gözlükle niçin göremiyoruz?<br />
Küresel çevre sorunlarının çözümü konusunda her ülkenin, çağdaş yöntemlerle halkını bilgilendirmesi bir görev olmalıdır. Sanayinin kent içinden uzaklaştırılmasına ve milli parkların gereği gibi korunup doğal hali ile tutularak toplumun yararlandırılmasına öncelik verilmelidir.<br />
 <br />
Üçbinlinli yılların insanları için, doğayla çok daha büyük uyum içinde yaşanacak rüzgârgüneş enerjisinden yararlanacak doğal konut yapımına geçilemez mi? Bu sahada yeni arayışlar içinde olmalıyız. Doğanın intikamının daha büyük olmaması ve acının yoksul ülkelere çektirilmemesi için insanların bir an önce kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.<br />
Ölümcül etkileri yıllardır sürmekte olan &#8216;Çernobil&#8217; olayından kim sorumlu? Bugün &#8216;Çernobil&#8217;den on misli daha tehlikeli olacak, radyoaktif artıkların bulunduğu söylenen Sibirya&#8217;nın batısındaki Karaçay Gölü, bir saatli bombadan farksızdır. Gölün altında, yaklaşık yüz metre derinlikte beş milyon metreküp radyoaktif tozlardan oluşan kütlenin varlığı bilinmektedir.<br />
İnsanların yazgıları ile ilgili dehşet dolu olası tehlikelere karşı evrensel yurttaş girişimlerinin etkinliği attırılmalıdır.<br />
 <br />
Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, bu gezegeni gelecek kuşaklara kirli ve çirkin bırakmaya hakkımız var mı? Geleceğe bir borcumuz yok mu? Hatalarımızın bedelini henüz doğmamışlara ödetmemeliyiz. <br />
 <br />
Doğa ananın yasalarına yeterince duyarlılık göstermeli ve doğal afetlerini ciddiye almalıyız. Doğal zenginliklerle dolu olması gereken bir dünyadan daha fazla yoksun olmamalıyız.<br />
 <br />
(Şaban Ali Yaşaroğlu, Cumhuriyet, 3 Ekim 1998)<br />
 <br />
Öğretici düzyazının bir türü olan makale, bir düşünür, bilim adamı ya da araştırmacının seçtiği bir konuda kendi duygu ve düşüncelerini delil, bilgi, bulgu, belge ve diğer kaynaklardan da yararlanarak açıkladığı ve kesin yargılarla sonuca ulaştığı yazı türüdür.<br />
 <br />
Makaleler, içeriklerini belirleyen konularına göre birçok türe ayrılır. Örneğin resim, müzik, tiyatro gibi sanat dallarını ele alan makalelere sanat makalesi, ulusal ya da uluslararası politika konularını irdeleyen yazılara politik makale, askerlikle ilgili bir konuyu işleyen yazıya askerî makale, psikolojik konulara değinen yazılara psikolojik makale, bir bilim dalıyla ilgili makalelere bilimsel makale, dinî konuları i şleyen yazılara da dinî makale denir.<br />
 <br />
Makaleler genellikle gazetelerde, popüler ve bilimsel dergilerde yayımlanır. Gazetelerin çoğunlukla ilk sayfasında yer alan ve o gazetenin genel fikrî yapısını temsil eden yazılara başmakale, bu yazıyı yazan kişiye de başyazar denir.<br />
 <br />
Türk edebiyatında ilk makaleyi, İbrahim Şinasî ilk sayısı 22 Ekim 1860&#8242;ta çıkan Tercümanı Ahval gazetesinde yayımlamıştır.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Makale Türünün Özellikleri<br />
(Tarihi Gelişimi ve Temsilcileri)<br />
 <br />
Makale, temeli düşünce olan yazı türüdür. Makalede konu sınırlaması yoktur. Bir düşünce, toplumsal bir olay, bilimsel bir gerçek, söz sanatları, plastik sanatlar, makalenin konusu olur. Makaleler bir tezi savunma yazılarıdır. Bu nedenle yapısı, ortaya atılan bir görüş ve bu görüşü destekleyecek düşüncelerle örülür.<br />
 <br />
Makalenin ülkemizde tanınması, gazetenin yayınlanmasıyla olmuştur. Makaleler köşe yazılarındandır. Gazetelerin ilk sayfalarındaki makaleye başmakale denir. Gazetenin başmakalesi genellikle aynı yazar tarafından yazılır. Gazetenin dünya görüşünü ve olaylara bakış açısını belirler. Gazetenin okuyucu sayısı üzerinde de etkilidir. Kimi insanlar, başyazar gazete değiştirdiğinde ya da beğendikleri makale yazarı artık eskisi kadar etkili ve tutarlı yazmadığında gazetelerini değiştirirler. Bu yüzden makale yazmak çok önemlidir. Makale yazarı, okuyucu ile bağını koparmamak zorundadır.<br />
 <br />
  <br />
Makalenin belirleyici özellikleri nelerdir?<br />
&#8226; Düşünsel plânla yazılır.<br />
&#8226; Yazar anlattıklarının doğruluğuna güvenmeli, anlattıklarını bir mantık çerçevesine oturtabilmelidir. Her anlattığı, önceki anlattıklarıyla çelişmemelidir.<br />
&#8226; İşlenen konu kendinden önceki söylenmişlerden, yazılmışlardan ayrı olmalıdır.<br />
&#8226; Okuyucuya konunun önemini kavratabilmek için örnekleme, karşılaştırma, tanık gösterme gibi nesnel verilerden yararlanmalıdır.<br />
 <br />
Makale türünün Türk Edebiyatı&#8217;ndaki önemli temsilcileri şunlardır: Namık Kemal, Ziya Paşa, Şemseddin Sami, Muallim Naci, Beşir Fuat, Hüseyin Cahit, Fuat Köprülü<br />
Giriş Bölümü : Öne sürülecek sav, görüş ya da düşünce yazının girişinde sergilenir. Makalenin en kısa bölümüdür. Makalenin geneline göre bir iki, paragrafı geçmez. İyi bir giriş makalenin oluşmasını sağlayabilir. Giriş bölümünde, yazıdaki fikir gelişiminin hangi yönde olacağı saptanır. Okuyucu bilgi ve fikir atmosferine yavaş yavaş sokulur.<br />
 <br />
Genellikle okuyucu ilk bakışta bu bölümü okur; sararsa, ilgisini çekerse yazıyı sonuna değin okumaya karar verir. Bu yönden makalelerde girişin çok ustaca ve özenle biçimlendirilmesi gerekir. Bu bölümde konu hiçbir ayrıntıya girmeden ortaya konulur.. Bunun aşırı dolaylamalara kaçılmadan yapılması gerekir. Neyin üzerinde durulacağı, ne hakkında söz söyleneceği bir iki parağraf içinde ortaya konulmalıdır.<br />
 <br />
Gelişme bölümü: Gelişme bölümünde, giriş bölümünde dile getirilen konu açıklanır, makalenin yazış amacı ve bu amaca yönelik bilgi, belge ortaya konularak tez savunulur, antitezler çürütülür. Konu ile ilgili bilgi ve belgelerin ele alınıp işlendiği, konunun genişletildiği ve ortaya konmak istenen fikrin doğruluğuna deliller gösterildiği bölüm, gelişme bölümünü oluşturur (Korkmaz 1995:220). Gelişme bölümü, derlenen, ortaya atılan fikirlerin çeşitli yönlerden genişletilmesi, desteklenmesiyle meydana gelir. Bütün fikir yazılarında olduğu gibi makalede de gelişme bölümünde açıklanacak fikirlerin derli toplu olması lazımdır. Dile getirilen fikirlerin inandırıcı, iddiacı kesin bir karaktere sahip olması için onları uygun yollarla açıklamak, desteklemek ve yerine göre de ispatlamak gerekir.<br />
 <br />
Gelişme bölümü makale yazarının inandırıcı olabilmek için tüm gücünü ortaya koyduğu alandır Bu bölümde ileri sürülen görüşlerin doğruluğunu ispatlamak için kanıtlar gösterilir, karşılaştırmalar yapılır, sayılar ve örnekler verilir. Öne sürülen sav, görüş ya da düşüncenin açımlanması, kanıtlanması bölümü makalenin gövdesini oluşturur. Yazar bu bölümde düşüncelerini açacak, geliştirecek, boyutlandıracaktır. Bunun için de tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme, tanıklama, nesnel verilerden yararlanma gibi yollara sık sık başvuracaktır. Böylece okuyucuyu söylediklerinin doğruluğuna ve geçerliğine inandırmış olacaktır<br />
 <br />
Sonuç Bölümü : Sonuç bölümü; bir bakıma özetleme bölümü sayılabilir. Başta ileri sürülen, sonra açıklanan görüş, sonuç bölümünde -genellikle- bir paragrafta yinelenir. Ama asıl işlev burada yazının etkisinin doruğa ulaştırılmasıdır Ele alınıp işlenen, geliştirilen konunun hükme varıldığı ve o konunun ana fikrini oluşturan kısım sonuç bölümüdür. Bu bölümde yazar söylediklerinin tümünü belli bir sonuca ulaştıracak biçimde bir iki cümle ile sonucu vurgular.<br />
 <br />
Genellikle makale yazarları seçtikleri konu üzerinde söylediklerini bu bölümde bir yargıya dönüştürerek derleyip toparlarlar. Ancak bu bölüm her zaman için gerekli olmayabilir, yazar söylediklerini makalenin gelişme bölümünde iyice aydınlığa kavuşturmuşsa, konuyu dağıtmamışsa, yazısını, ayrıca özetlemeyi amaçlayan bir sonuca bağlamayabilir<br />
 <br />
Makalenin etkili olabilmesinde sadece bu planı uygulamak yeterli değildir. Makaleye işlenen fikre uygun bir başlık atmak gerekir. Makalelere genellikle kısa ve çarpıcı başlıklar konması gerekir. Makalede okuyucunun asıl ilgisini çeken şey, makalenin başlangıç ve sonuç kısımlarıdır Bunun için bu kısımlara anlamlı bir fıkra, çarpıcı bir diyalog veya bir hatıranın yerleştirilmesi makalenin etkili olmasını sağlar.<br />
 <br />
Makale yazmak uzun bir araştırma ve bilgi toplama aşaması gerektirir. Bu yüzden süre olarak sabır ister. Yazmaya başlamadan önce, makale yazılacak konu ile ilgili olarak geniş bir araştırma yapmak, tüm kaynakları taramak, bilgi fişleri oluşturmak gerekir.<br />
 <br />
Batıda çok eski örnekleri bulunan bu tür bizde ilk örneklerini Tanzimat döneminde vermiştir. Şinasinin Agah Efendi ile birlikte çıkardığı ilk özel gazete Tercüman-i Ahvalin ilk sayısında yayınlanan Mukaddime ( ön söz ) başlıklı yazı bizde ilk makale olarak kabul edilir. Ancak bu makale bugünkü anlamda çağdaş makalenin tüm özelliklerine sahip değildir.<br />
 <br />
Gerek Tanzimat döneminde, gerekse Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati döneminde yazılan makaleler, eleştiri- polemik karışımı ürünler olduğundan gerçek anlamda makale türünden uzaktırlar. Bu tür bizde ancak cumhuriyet döneminde çağdaş bir kimlik kazanmıştır bu gün bir çok yazar ve bilim adamı çeşitli konularda ve çeşitli dergi ve gazetelere bu türde yazılar yazmaktadır<br />
 <br />
Bu alanda ilk ünlülerimiz ise Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Mithat, Hüseyin Cahit, Süleyman Nazif, Ziya Gökalp, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Refik Halit Karay, Peyami Safa, Falih Rıfkı Atay, Halit Fahri Ozansoy, Yaşar Nabidir.<br />
Sohbet ile Makale Arasındaki Farklar :<br />
<br />
sohbet ile makale arasındaki farkları üç madde etrafında toplamaktadır:<br />
1 - Makalenin konuyu derinlemesine incelemesine karşılık, sohbetlerde konu yüzeyden incelenir.<br />
2 - Makalelerde işlenen fikir savunularak ispatlanır. Sohbetlerde ise, ispat gayesi yoktur.<br />
3 - Makalelerde daha ciddi ve sağlam ilim dili kullanıldığı halde, sohbetlerde samimi bir konuşma dili kullanılır. <br />
Makale ile Fıkra Arasındaki Farklar:<br />
1 - Makale yazarı ele aldığı fikirleri bilimsel bir yaklaşımla incelerken fıkra yazarı yazarı kişisel görüşle ele alıp inceler.<br />
2 - Makalede yazar fikirlerini kanıtlamak zorundadır. Bunun için sağlam güçlü kanıtlar göstermesi gerekir. <br />
3 - Fıkrada ise böyle bir zorunluluk yoktur. Fıkra yazarı isterse ispatlama yoluna gider isterse gitmez, her türlü örneği kul1anabilir.<br />
4 - Makale bilimsel bir yazı olduğu için resmi ve ciddi bir anlatım kul1anılır. Fıkrada ise samimi, rahat ve içten bir anlatım vardır.<br />
Makale ile Deneme Arasındaki Fark<br />
<br />
Denemeci özgürce seçtiği bir konu üzerinde kişisel görüşlerini okurlarıyla dostça paylaşırken okuyucuyu düşündürme amacı taşır. Yazınsal bir dil kullanarak toplumun geneline hitap eder.<br />
Makaleci ise öğretmeyi, bilgilendirmeyi amaçladığı için bilimsel belge, anket ve istatistikler gibi verilerle savını kanıtlama yoluna gider. Bilimsel ve terimsel bir dil kullanarak konuyla doğrudan ilgisi olan sınırlı bir okura seslenir.<br />
Küresel Çevre Kirlenmesi<br />
Günümüzün dünyasında çevre kirliliği, tüm gezegeni kaplayan boyutlara ulaşmış durumda. Dünyanın birçok bölgesinde insanlar, çevre felaketine karşı korumasız, nükleer tehdit ve radyasyondan habersiz bir yaşam sürmektedir. Bilim adamları ise bu olumsuzlukların devamı halinde dünyadaki tüm canlıların ciddi biçimde tehdit altında olduğunu vurguluyorlar.<br />
 <br />
Halbuki insanoğlunun gelişimi başlarda yaşam ve doğal çevre ile uyum içinde sürmüştür. Ancak dünyadaki toplumsal ve teknolojik gelişmelerin hızla artışı karşısında ekolojik sistemin bu hassas dengesi giderek bozulmuştur. Bu tehlikeli gelişmenin seyircisi durumunda olan insanlık ise dünyada dengeli bir çevrenin korunamaması halinde tüm canlıların varlığının sürmesinin olanaksızlığını acaba ne zaman anlayacak?<br />
 <br />
Bu yılın yaz başlarında başlayan yağmur dönemi dünyayı etkisi altına aldı. Barajları, setleri ve köprüleri yıkan seller ölümcül sonuçlara yol açtı. Bir süre önce Trabzon&#8217;da yaklaşık üç saat süren yağmur, Sürmene ilçesi ve haritadan silinen Beşköy beldesinde büyük mal ve can kaybına neden oldu, ocakları söndürdü&#8230;Anı Mektup Biyografi Günlük Roman Tiyatro Fıkra Röportaj Makale Eleştiri Haber Yazısı Deneme Gezi Yazısı Söyleşi<br />
 <br />
Yağışların etkili olduğu bir başka ülke olan Çin&#8217;in birçok bölgesinde barajlar yıkıldı. Harekete geçirilen askeri birlikler setleri yıkarak sel sularının kırsal kesime yayılmasını sağlamaya çalıştılar. Sel, eylülün ortasında da Meksika&#8217;nın Chiapas eyaletinin Valdivia köyünü yok etti.<br />
 <br />
Dünyadaki benzer sel baskınlarının verdiği zararlar ürkütücü boyutlara ulaştı. 240 milyon kişiyi etkilediği söylenen bu yazın selleri, resmi açıklamalara göre şimdiye kadar 2 binin üzerinde insanın ve sayısı bilinmeyen diğer canlıların yaşamlarına mal oldu. Yaklaşık 14 milyon kişi evini terk etmek zornuda kaldı. Bu durum, insana, Çinlilerin &#8220;Su ile şaka olmaz&#8221; özdeyişini hatırlatıyor.<br />
 <br />
Gün geçmiyor ki çevre felaketi haberlerde yer almasın. Büyük Okyanus&#8217;ta 30 metreye kadar yükselen dalgalar sahilleri yerle bir etti. Deniz dibindeki deprem ya da yanardağların patlamasından meydana geldiği söylenen bu dev dalgalara karşı uyarı ağları da para etmiyor. Hatırlanacağı gibu bu dev dalgalar, 1993&#8242;te Endonezya&#8217;da bir adanın tamamını kapladı ve 2 bin kişinin yaşamını yitirmesine yol açtı. Yine Gine&#8217;de yaşamını yitirenlerin sayısı ise 3 bini aştı.<br />
 <br />
Dev dalgalara yol açan depremin merkezi Büyük Okyonus&#8217;ta idi. Ama yer kabuğu, dünyanın başka bölgelerinde harekete geçecek şekilde etki alanını genişletti. Örneğin haziran başında başlayan depremlerin, dünyanın dört bir yanını salladığı ortaya çıktı. Ülkemiz de bundan nasibini aldı. Bu ve buna benzer felaketler bize, geleceğimizi bu günden tahmin etmenin olanaksızlığını gösteriyor. Ozondaki delinme ve hava kirliliğinin yaşamda olumsuzluklara neden olabileceği ve doğal yaşamın temellerini dinamitleyeceğini küresel gözlükle niçin göremiyoruz?<br />
Küresel çevre sorunlarının çözümü konusunda her ülkenin, çağdaş yöntemlerle halkını bilgilendirmesi bir görev olmalıdır. Sanayinin kent içinden uzaklaştırılmasına ve milli parkların gereği gibi korunup doğal hali ile tutularak toplumun yararlandırılmasına öncelik verilmelidir.<br />
 <br />
Üçbinlinli yılların insanları için, doğayla çok daha büyük uyum içinde yaşanacak rüzgârgüneş enerjisinden yararlanacak doğal konut yapımına geçilemez mi? Bu sahada yeni arayışlar içinde olmalıyız. Doğanın intikamının daha büyük olmaması ve acının yoksul ülkelere çektirilmemesi için insanların bir an önce kendilerine çeki düzen vermeleri gerekiyor.<br />
Ölümcül etkileri yıllardır sürmekte olan &#8216;Çernobil&#8217; olayından kim sorumlu? Bugün &#8216;Çernobil&#8217;den on misli daha tehlikeli olacak, radyoaktif artıkların bulunduğu söylenen Sibirya&#8217;nın batısındaki Karaçay Gölü, bir saatli bombadan farksızdır. Gölün altında, yaklaşık yüz metre derinlikte beş milyon metreküp radyoaktif tozlardan oluşan kütlenin varlığı bilinmektedir.<br />
İnsanların yazgıları ile ilgili dehşet dolu olası tehlikelere karşı evrensel yurttaş girişimlerinin etkinliği attırılmalıdır.<br />
 <br />
Hepimizin paylaştığı bu dünyayı, bu gezegeni gelecek kuşaklara kirli ve çirkin bırakmaya hakkımız var mı? Geleceğe bir borcumuz yok mu? Hatalarımızın bedelini henüz doğmamışlara ödetmemeliyiz. <br />
 <br />
Doğa ananın yasalarına yeterince duyarlılık göstermeli ve doğal afetlerini ciddiye almalıyız. Doğal zenginliklerle dolu olması gereken bir dünyadan daha fazla yoksun olmamalıyız.<br />
 <br />
(Şaban Ali Yaşaroğlu, Cumhuriyet, 3 Ekim 1998)<br />
 <br />
Öğretici düzyazının bir türü olan makale, bir düşünür, bilim adamı ya da araştırmacının seçtiği bir konuda kendi duygu ve düşüncelerini delil, bilgi, bulgu, belge ve diğer kaynaklardan da yararlanarak açıkladığı ve kesin yargılarla sonuca ulaştığı yazı türüdür.<br />
 <br />
Makaleler, içeriklerini belirleyen konularına göre birçok türe ayrılır. Örneğin resim, müzik, tiyatro gibi sanat dallarını ele alan makalelere sanat makalesi, ulusal ya da uluslararası politika konularını irdeleyen yazılara politik makale, askerlikle ilgili bir konuyu işleyen yazıya askerî makale, psikolojik konulara değinen yazılara psikolojik makale, bir bilim dalıyla ilgili makalelere bilimsel makale, dinî konuları i şleyen yazılara da dinî makale denir.<br />
 <br />
Makaleler genellikle gazetelerde, popüler ve bilimsel dergilerde yayımlanır. Gazetelerin çoğunlukla ilk sayfasında yer alan ve o gazetenin genel fikrî yapısını temsil eden yazılara başmakale, bu yazıyı yazan kişiye de başyazar denir.<br />
 <br />
Türk edebiyatında ilk makaleyi, İbrahim Şinasî ilk sayısı 22 Ekim 1860&#8242;ta çıkan Tercümanı Ahval gazetesinde yayımlamıştır.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[yardım edin arkadaslar bana]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1313</link>
			<pubDate>Sat, 08 Mar 2008 14:39:19 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1313</guid>
			<description><![CDATA[yav yarım edin ne olur dönem ödevi yaklasıo ve ben daha bişi yapmadım bir sürü kaynak istio fatih hoca tarihten aldım ve konus canakkale savasında yavuz ile midilli gemileri hakkında bilgiler bulan olursa eklesin ve böle zor durumda kalan arkadaslar varsa yazsınlar konularını yardım edelim simdiden tesekkürler eminim yardım edeceginize ;)]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[yav yarım edin ne olur dönem ödevi yaklasıo ve ben daha bişi yapmadım bir sürü kaynak istio fatih hoca tarihten aldım ve konus canakkale savasında yavuz ile midilli gemileri hakkında bilgiler bulan olursa eklesin ve böle zor durumda kalan arkadaslar varsa yazsınlar konularını yardım edelim simdiden tesekkürler eminim yardım edeceginize ;)]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[benn!!!!]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1312</link>
			<pubDate>Sun, 02 Mar 2008 00:59:58 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1312</guid>
			<description><![CDATA[höyyyyyyyytt!! Derimm <br />
Bu site bi kurulduunda geliom bide şimdi....(çokmu açık sözlü oldu)<br />
<br />
<br />
slm:D:D:D]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[höyyyyyyyytt!! Derimm <br />
Bu site bi kurulduunda geliom bide şimdi....(çokmu açık sözlü oldu)<br />
<br />
<br />
slm:D:D:D]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[arkadaşlar yardım edebilir misiniz]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1311</link>
			<pubDate>Thu, 28 Feb 2008 19:08:29 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1311</guid>
			<description><![CDATA[ya bana osmanlıda şair olan padişahlar ve yazdığı şiirler lazım nerede bulabilirm]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[ya bana osmanlıda şair olan padişahlar ve yazdığı şiirler lazım nerede bulabilirm]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[merhaba]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1310</link>
			<pubDate>Mon, 25 Feb 2008 17:53:34 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1310</guid>
			<description><![CDATA[merhaba ben buurcan hepinize slmlaar..]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[merhaba ben buurcan hepinize slmlaar..]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Reklam Alımları Başlamıştır]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1309</link>
			<pubDate>Mon, 18 Feb 2008 14:13:14 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1309</guid>
			<description><![CDATA[Forumumuza Aylık 5 YTL den reklam alımları başlamıştır.<br />
reklam ısteklerınızı the_disaster_cycle@hotmail.com (yakamoz) adresınden yapabılırsınız.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[Forumumuza Aylık 5 YTL den reklam alımları başlamıştır.<br />
reklam ısteklerınızı the_disaster_cycle@hotmail.com (yakamoz) adresınden yapabılırsınız.]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[bunları biliyormuydunuz??]]></title>
			<link>http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1308</link>
			<pubDate>Sat, 16 Feb 2008 13:09:51 +0200</pubDate>
			<guid isPermaLink="false">http://www.edebiyatufuklari.net/showthread.php?tid=1308</guid>
			<description><![CDATA[-Bir yılan 3 yıl uyuyabilir. <br />
<br />
-Bal bozulmayan tek gıdadır.<br />
<br />
-Ördeğin sesi yankı yapmaz.<br />
<br />
-Denizyıldızlarının beyni yoktur.<br />
<br />
-Üzüm mikrodalga fırında patlar.<br />
<br />
-İnsan yılda en az 1460 rüya görür.<br />
<br />
-İçtiğimiz sular 3 milyar yaşındadır.<br />
<br />
-Karınca iki hafta su altında yaşayabilir.<br />
<br />
-İnsan kalbi dakikada 60-80 defa çarpar.<br />
<br />
-Üzümü mikrodalgaya koyarsanız patlar.<br />
<br />
-Parmak izi gibi herkesin dil izi de farklıdır.<br />
<br />
-"Pi" sayısının bir milyarıncı rakamı 9'dur.<br />
<br />
-Dünyada insanlardan daha çok tavuk var.<br />
<br />
-Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir.<br />
<br />
-İnsanın kalça kemiği betondan daha sağlamdır.<br />
<br />
-Hiçbir kağıt 7 defadan fazla 2'ye katlanamaz.<br />
<br />
-Türkiye'de Mehmet adında 1 milyon 229 kişi var.<br />
<br />
-Sabahları elma kahveden daha fazla uykunuzu açar.<br />
<br />
-Yerçekimsiz ortamda mum alevi küre şeklinde olur.<br />
<br />
-El tırnakları ayak tırnaklarından 4 kat daha hızlı uzar.<br />
<br />
-Otomobil sayısı insan sayısından 3 kat daha hızlı artıyor.<br />
<br />
-Doğum gününüzü en az 9 milyon kişiyle paylaşıyorsunuz.<br />
<br />
-Bir bardak sıcak su, buzdolabında soğuk sudan daha çabuk donar.<br />
<br />
-Günde 24 saat sayı saysanız, 1 trilyona ulaşmanız 31 bin 688 yıl alır.<br />
<br />
-Dünyada bir yılda gerçek paradan daha fazla Monopol parası basılıyor.<br />
<br />
-Eksi 90 derecede nefesimiz, havanın ortasında donar ve düşer.<br />
<br />
-Vücudumuzdaki tüm damarları uç uca ekleseniz 19 bin 200 kilometre eder.<br />
<br />
-Çin'de İngilizce konuşan kişi sayısı Amerika'dan daha fazladır.<br />
<br />
-Elma, soğan ve patatesin tadı aynıdır. Fark sadece tamamen kokularından kaynaklanır. Aslında hepsi tatlıdır.<br />
<br />
-13 rakamının uğursuz olarak bilinmesi nedeniyle ABD'de birçok otelde 13. katta o